Ahbap’a emanet edilenler…
Bağışını Kızılay gibi bir kuruma yapmayanlar hepsini bir kişiye emanet etti. Muhalif diye birine tapmanın bedelini ödeyen ise enkazın başında bekleyen vatandaş…
Türkiye’nin “en güvenilir insanı” anketlerinin müdavimi dün İstanbul’dan İzmir’e giderken Bursa otobanında Mali Şube ekiplerince gözaltına alındı. Hakkındaki suçlamalar hiç de hafif değil. Dernekler Kanunu’na muhalefet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, örgüt üyeliği…
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasına göre dernek üyesi ve çalışanlarıyla bağlantılı 17 şüpheli daha gözaltında.
İlk darbe: Şubat 2023
Önce takvimi geriye saralım. Şubat 2023. Depremin üçüncü günü…
Kızılay’ın iştiraki Kızılay Çadır ve Tekstil A.Ş., Ahbap’a 2050 adet çadırı 46 milyon liraya satıyor. Konu medyaya düştüğünde dönemin Kızılay Başkanı önce “ahlakidir, akılcıdır, yasaldır” diye savunuyor, çünkü satışı gerçekleştiren Kızılay değil, kurduğu bir şirket, ve bu şirket elde satıştan elde ettiği geliri yine Kızılay’ın faaliyetlerine sunuyor.
Ama aynı başkan ertesi gün “Haberim yoktu, ben olsam satmazdım” diyor. Arka arkaya hem savunma hem inkâr…
Hukuken satışı yapan dernek değil, şirketti. Ama muhalefet cephesinde bu ayrımın hiçbir karşılığı olmadı. Kızılay Başkanı da ikinci gün bizzat yaptığı “Ben olsam satmazdım” açıklamasıyla kendi iştirak şirketlerine sahip çıkmayınca, bu ayrıma dikkat kesilenlerin dikkatini boşa çıkarmış oldu. Sonuçta bağışçının güveni Kızılay’dan kaçtı.
Yumruk atarken avcunun içine bakmamak
Peki güven nereye göçtü? Sicile bile bakmadan bir performansa… Daha doğrusu bir siyasi refleksin kollarına.
Çadır satışı konusu bir kıvılcımdı ve sorgulanmayı hak ediyordu. Ama depremin acısının sıcaklığıyla birlikte yaşanan sorgulama değil, yargısız infazdı. Asırlık bir kurum, belli çevrelerce iktidarla özdeşleştirildiği için topyekûn çöpe atıldı.
O noktadan sonra bağış, yardım olmaktan çıkıp protestoya dönüştü. Depremzedeye uzatılan el, kimine göre iktidara gösterdikleri bir yumruktu. Ve yumruğunu sıkanların hiçbiri avucunun içinde tuttuğu şeye bakmadı… Oysa Ahbap’ın başındaki Haluk Levent’in sicili ortadaydı: 1997’de karşılıksız çekten cezaevi, 2010’da kesinleşmiş mahkûmiyetle yeniden hapis, kendi beyanıyla 2017 itibarıyla 22 dava. Arada bir adet de beraat, hadi onu da not edelim…
Bu bilgi gizli devlet arşivlerinde falan değil, gazete arşivlerindeydi. Ama öfke okuma bilmez. Muhalefet cephesinde “bizden” saydıklarına sicil sorulmaz; “onlardan” saydıklarına yedi denetim raporu bile yetmez.
Sonuç, depremzedenin battaniyesi, konteyneri, konutu için verilen paranın, bahis masalarında ve şahsi hesaplarda gezdiği iddialarıyla şok eden bir tablo. Bunun adı acıklıdan da öte… Körü körüne muhalefetin faturasının dönüp dolaşıp depremzedeye kesilmesi…
Girişte eleme yapmayan sistem
Peki hukuk ne diyor? 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 3. maddesi açık: Fiil ehliyetine sahip herkes, önceden izin almaksızın dernek kurabilir. Yani yasada bir sabıka filtresi yok.
2004 öncesi yürürlükteki eski 2908 sayılı kanunda dolandırıcılık gibi suçlardan hükümlülere kurucu olma engeli vardı ama 2004 reformu (AB uyum paketi mantığıyla, örgütlenme özgürlüğünü genişletmek için) bu filtreyi kaldırmıştı.
2020’de 7262 sayılı kanunla Dernekler Kanunu’na eklenen yöneticilik yasağı ise yalnızca üç suçu kapsıyor: Terörizmin finansmanı, uyuşturucu ticareti ve aklama. Dolandırıcılık listede yok. Yani Haluk Levent’in suç geçmişi, hukuken derneğin başında olmasına engel değildi. Ama işin ironisi şurası: Bugün yöneltilen suçlamalardan biri, tam da o listedeki “aklama” suçu.
Sistem dernek işine girişte eleme yapmıyor, güveni sonradan denetime havale ediyor. O denetim yedi kez yapılmış. Ve yedi denetimden geçen dernek hakkında savcılık bugün, hesapların “boşaltıldığına dair ciddi emareler”den söz ediyor. Yani sorun kurucuda mı, kurucu filtresinde mi, yoksa denetim kapasitesinde mi? Bence üçünde de…
Ama başsavcılık açıklamasındaki iddialar gerçekten tüyler ürperten ve zanlının suçunu pay ettirmeyecek cinsten: Dernekten, Haluk Levent’in kullandığı öne sürülen bir asistan hesabına yaklaşık 120 milyon lira akış, yine Levent’in kullandığı iddia edilen bir kurucu hesabından altı yılda 990 milyon liralık yasal bahis; gayrimenkul devirleriyle 60 milyon dolarlık mağduriyet iddiası. Bunlar savcılık tespiti olarak dosyada… Mahkeme önünde ne kadarının ayakta kalacağını süreç gösterecek.
Enkazın başındaki soru
Özetlersek, 2023’te geldikleri provokasyon sonrası, bağışını Kızılay gibi bir kuruma emanet edemeyenler, gitti hepsini bir kişiye emanet etti. Sadece bu yaz Haluk Levent tarafından kabul edilmiş olan dava konuları bile mide bulandırmaya yetmişken, şimdi soruşturma masasında olan karşısında insanın nutku tutuluyor.
Kurum yakmanın da muhalif diye bir kişiye tapmanın da bedelini ödeyen adres hep aynı: Enkazın başında bekleyen vatandaş…





