Batı(lı)nın yalanları

Okuduğunuz Yazı
Batı(lı)nın yalanları

İçerik

ABD, Türkiye-Suriye sınırını PYD’den oluşacak ordu?! koruyacak diyerek % 90’ı çoktan anlaşılmış olan baklayı en sonunda ağzından çıkardı. % 90’ı görünen diyoruz çünkü Batının attığı yalana ilk defa şahit olmuyorduk. Tarihi boyunca yalan sürekli söylüyordu Batı.

Hiç bitmemişti Batı’nın yalanları ama Doğulu ne yazık ki hep inandı Batılıya. Batı bir bakıma Doğu’ya yalan söylemekte haklıydı aslında. Çünkü Doğu’yla mücadele halindeydi. Burada aslında büyük yanlışta olan Doğu idi. Yüzyıllar boyunca kendisine yalan söyleyen Batılının yalancı olduğuna artık inanması gerekiyordu.

Fakat o, bir türlü buna inanamadı. Teknolojiyi üretmeyi ve sürekli geliştirmeyi başarmış Batı’nın artık yalana ihtiyacı kalmadığını, yalana artık tenezzül etmeyeceğini düşünüyordu. İşte bu noktada yine yanılıyordu. Teknolojiyi üretmekle yalana tenezzül etmemek çok farklı şeylerdi. Biri maddi diğeri manevi temelli olgulardı. Teknolojiyi üretmiş olmak, maddeyi yenmiş olmak aynı zamanda da mana âlemine nüfuz etmek anlamına da gelmiyordu.

Batılı, mana âleminin değerlerini daha dinini bozmakla kaybetmeye başlamış en son Fransız İhtilali’nde de zirveye taşıdığı bireycilik (individualizm) fikriyle mana âleminden çoktan uzaklaşmıştı.

Fedakârlık, yardımseverlik, merhamet, ayıp, günah, sevap, cennet, cehennem, sevgi, aşk (cinsellik değil) gibi onu manevi olarak uyaran söylemin Batılının gündeminde fiilen, kısmen olsa da RESMEN hiç yeri kalmamıştı. Dolayısıyla Batılı, sadece kanunla sıraladığı hayatını mana âleminden ayırmış sadece ve sadece ruhtan sıyrılmış mekanik bir canlıya dönüşmüştü.

Bu sebeple, sadakat, doğruluk gibi kavramlarla arasını çok önceden açmıştı. Bu sebeple kendisini RESMEN sınırlamayacak her şeyi yapmakta bir yanlış görmüyordu. Kendisini RESMEN sınırlamayacak yalanları hiç çekinmeden söyleyebilirdi mesela. Bu duruma şaşırması gereken Batılı değil Doğulu olmalıydı. Her ne kadar Doğulu da manevi açıdan kirlenmeye başladıysa da sadakat, doğruluk gibi kavramlar artık Doğu\’ya uzak kavramlar olarak kalmıştı.

Hâlbuki Doğulunun, yüzlerce yıldır şahit olduğu Batı yalanlarına ikna olup Batılının tekrar yalan söyleyebileceği ihtimalini her zaman masada tutması gerekiyordu.

ABD’nin PYD’yi bir orduya dönüştürme iradesini açıklaması hiç şaşırtıcı değildi. DEAŞ’ın temizlenmesinden sonra bile terör örgütü PYD’ye verdiği desteğin devam etmesinden beri niyetin buraya geleceği belli idi.

Şimdi de terör örgütü PYD’den ordu kuracakları açıklamasıyla bu niyetlerini açıkça ve RESMEN de ortaya koymuş oldular. Şahsen inanın bu duruma hiç şaşırmadım. Çünkü buna benzer yalanları Batılıdan çok duymuş-okumuştum. Burada eğer daha önce görmemiş-okumamış ise Doğulu aydının aslında şaşırması, artık Batılının yalanlarını ezberlemesi ve bundan böyle bu duruma göre tedbirini alması gerekiyordu.

Tarih, Batılının bize attığı yalanlar yönüyle fazla miktarda örneklerle doludur.

Bu örneklerin yüzlercesini söylemek mümkün ama biz en azından şu kısa vadede yerimizin de darlığı sebebiyle ve PYD konusunda ABD’nin bize attığı yalanları sıralamakla yetinelim:

1. ABD, Mümbiç’in güya DEAŞ’tan kurtarılması sırasında PYD Fırat’ın batısına geçse bile tekrar geri döndürülecek dedi mi? Dedi. Peki, PYD oradan geri döndürüldü mü? Döndürülmedi, döndürülmüş olsa hedefimize neden Mümbiç’i koyalım.

2. PYD ile sadece DEAŞ’la mücadele kapsamında beraberiz dedi mi? Dedi. Peki, gerçekten kapsam o muydu? Değildi, çünkü şuan müttefik gibi birlikte çalışıyorlar.

3. PYD’ye ağır silah vermiyoruz dediler mi? Dediler. Peki sonra? Güya DEAŞ’la mücadele adı altında DEAŞ’ın tankı, uçağı vs. yokken yani iddia ettikleri gibi DEAŞ’la mücadelede PYD’ye hiç lazım değilken, onlara tanksavar, uçaksavar silahları verdiler.

4. DEAŞ’la mücadele bitince silahları alacağız dediler mi? Dediler. Peki, aldılar mı? Tabi ki hayır, biz şu an o silahlara sahip PYD ile savaşıyoruz.

5. Trump, PYD’ye artık silah vermeyeceğiz der demez hemen peşinden Pentagon silah vermeye devam edeceğiz dedi mi? Dedi.

6. PKK, ABD’nin listesinde yer alan bir terör örgütü olmasına, PKK’nın da PYD ile ilişkisi olmasına, Türkiye’nin de aralarındaki ilişkiyi deşifre etmesine rağmen ABD, ısrarla “PYD, bize göre terör örgütü değildir” dedi, o duruşunu hiç değiştirmedi.

7. Bu ay yani 09 Ocak 2018’de İngiltere, 11 Ocak 2018’de ABD’nin, en nihayetinde PKK ve PYD arasındaki ilişkiyi kabul etmesine rağmen ABD, PYD’ye silah vermeye devam etti mi? Güya onunla müttefik olmamıza rağmen 34 yıldır Türkiye’ye karşı saldıran PKK yani PYD’ye bu itiraftan sonra da silah vermeyi kesti mi? Kesmedi.

8. Silah verdik ama geri alacağız, envanteri elimizde, ağır silah vermedik, Fırat’ın Batısından ayrılacaklar vs. türü yalanlarının en sonunda, aslında en başındaki niyetini açıkça söyledi ve kendi ağzıyla itirafını yaptığı terör örgütünden, Türkiye-Suriye sınırında bir ordu kurulacağını yine kendi ağzıyla itiraf etti.

Artık bu kadar yalan ve çelişkili ifadenin üzerine söylenecek bir şey kalmış mıdır?

ABD ve Batı’nın Türkiye’ye karşı gizli kapaklı değil, açık çelişki ve yalanlarını daha da inanın sürdürmek mümkündür. Akıllı olana bu kadar açık yalan ve çelişki yeter aslında. Bu kadar açık yalan ve çelişkiden, ABD ve Batı’nın Türkiye’yi parçalama niyeti anlaşılmıyorsa buna ilaveten sıralanacak yalan ve çelişkiler de hiçbir işe yaramayacaktır.

Artık şimdiye kadar öğrendiklerimizden, yukarıda sıraladığımız türden açık yalan ve çelişkilerden ve daha bize yapılan birçok muameleden Batı’nın bize iyi niyetler beslemediğini öğrenmemiz gerekmektedir. ABD ve Batı’nın, hukukun üstünlüğü, evrensel hukuk, insan hak ve hürriyetleri gibi kavramlara, sıra Türkiye’ye geldiğinde hiç sadık olmadığını artık lütfen anlamalıyız ve bunun anlamanın zamanı fazlasıyla da geçmiştir.

Kısaca, hayalimizde oluşturdukları barışsever imajın zerresi bunlarda yoktur. Eğer bu örneklerden böyle bir sonucu çıkaramamışsak bundan sonra da çıkarabileceğimiz ihtimali hiç gözükmemektedir.

Sorun sadece Batı’nın bize karşı düşmanca olan yüzünü anlamaktan geçmiyor. Biz bu düşmanca yüzü anlamayınca ondan ders de çıkaramıyor, sonuç itibariyle sürekli kuvvet ve nihayetinde toprak kaybedecek duruma sürükleniyoruz.

Zira Batı’nın “ilkeli olmadığını” öğrenemedikçe gücümüz zayıflayacak ve Allah korusun toprak da kaybedeceğiz.

 

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Ebubekir SOFUOĞLU
Ebubekir SOFUOĞLU