Mekke Anlaşması kime ne mesaj gönderiyor

Okuduğunuz Yazı
Mekke Anlaşması kime ne mesaj gönderiyor

İçerik

Mekke’de imzalanan anlaşmayla bölge devletleri, yetmiş yıldır dışarıdan aldıkları güvenlik şemsiyelerini ilk kez kendi aralarında ve kendi coğrafyalarında kurmaya başlıyor.

Cuma günü Mekke’de, Safa Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılacağını öngören bir anlaşmanın altına imza attılar. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın sonradan açıkladığına göre bu metin iki yıl sekiz aydır masadaydı. Yani anlaşma bazılarının düşündüğü gibi ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşın bir ürünü değil.

Ama savaşın hızlandırdığı bir tasarım olduğu değerlendirilebilir.

Masadakilerin beraberinde getirdikleri şeyler birbirinden farklı. Suudi Arabistan finansal ağırlık ve iki kutsal beldenin sorumluluğunu getirirken Pakistan İslam dünyasının tek nükleer gücü ve muharebe tecrübesi taşıyan bir orduyu getiriyor. Türkiye ise NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak bilinen güçlü ordusunu ve son on yılda kurduğu savunma sanayii kapasitesini… Bu üçünün aynı çerçeveye girişi bile bir ilk…

Mesaj anında ulaştı…

Bir anlaşmanın caydırıcılığı yıllarla ölçülür, mesajı ise anında ulaşır. Mekke metninin ilk işlevi bu ikincisi oldu.

Mesajın muhatabı kimilerine göre Tahran. Olsa bile bana kalırsa ilk sıralarda değil. Riyad uzun süredir füze tehdidi altında ve bu süre boyunca tek bir güvenlik şemsiyesi altında olduğunu, o şemsiyenin sahibinin de her zaman Suudi önceliklerine göre hareket etmediğini gördü. Şimdi kendine yeni koruma kalkanları ekliyor. Riyad’ın Washington’a söylediği şey bir kopuş değil belki ama bir hatırlatma: Tekel olma şansını kaybettin. O yüzden bence bu anlaşmanın ilk muhatabı ABD:

İkinci muhatap ise İsrail. Üç yıldır bölgede saldırı gerçekleştirdiği ülke sayısı altıya çıkan İsrail’in karşısına, ilk kez üç ülkeyi birden bağlayan bir metin çıkıyor. Tel Aviv’den resmî bir yanıt gelmedi, geçici şok yaşadıkları söylenebilir. Ama seçime giden katil Netanyahu hükümetinin bu sessizliği uzun süre korumasını beklememek gerekir.

İran bence üçüncü muhatap… Tahran’ın ilk tepkisi küçümseme oldu: Bir milletvekili kâğıt üzerindeki anlaşmanın Riyad’a güvenlik getirmeyeceğini söyledi. Ama aynı gün Tahran’ın Umman üzerinden Hürmüz çerçevesinde ilerleme duyurması, her ne kadar Umman’la görüşmeler uzun süredir devam ediyor olsa da, tepkinin göründüğünden ölçülü olduğunu düşündürüyor. İran’ın da bu anlaşmaya ilerleyen dönemde katılması yönünde iyi niyet temennileri var, bunlar dahi Tahran’a, bölgesel savaşa değil barışa davet yönünde telkinler olarak değerlendirilebilir.

Dördüncü muhatap Hindistan. (Hindistan’ın sırlamadaki yeri Pakistan açısından daha yukarı sıralardadır diye belirtmeye gerek yok sanırım.) Yeni Delhi resmî düzeyde “yakından takip ediyoruz” demekle yetindi ama asıl ses emekli diplomasiden geldi: Eski Dışişleri müsteşarı gelişmeyi Hindistan çıkarları açısından çok olumsuz bulduğunu söyleyip Körfez, Doğu Akdeniz ve İsrail hattında karşı seçenekler önerdi. Pakistan’ın bölgede ağırlık kazandığı her düzenleme Yeni Delhi’de aynı gerginliğe sebep oluyor.

Ve beşincisi muhatap ise hiç konuşmayanlar. Birleşik Arap Emirlikleri anlaşmada yok, açıklama da yapmadı. Oysa Abu Dabi bölgenin en fazla silahlanan ve güvenliğe en fazla yatırım yapan başkentlerinden biri. İbrahim Anlaşmaları ekseninde kurduğu hattı sürdüren bu ülke için bir zamanlar çok iyi dost olduğu Suudi Arabistan’la giderek düşman mı oluyor sorularının sorulduğu bir dönemde, böyle bir çerçevenin dışında kalması, mesajın Körfez’in içine bir yerlere de gittiğini gösteriyor.

Anlaşmanın mimarisi…

Bir savunma anlaşmasını metinden ittifaka çeviren şey o anlaşmanın mimarisidir.

Ankara bu mimariyi aslında az çok resmetti: NATO’dakine benzer bir bakanlar komitesi, Suudi Arabistan merkezli bir genel sekretarya. Operasyonel ayrıntıların ilk komite toplantısında belirleneceği söylendi. Önümüzdeki aylarda izlenecek olan da bu kurumsallaşma süreci: Sekretarya kuruluyor mu? Komite toplanıyor mu? Ortak tatbikat takvimi çıkıyor mu?

Türkiye açısından bu sürecin en somut karşılığı bence savunma sanayiinde görülecek. Riyad’ın 2023’teki İHA alımı Ankara’nın o güne kadarki en büyük ihracat sözleşmesiydi. Mekke çerçevesi bu ilişkiyi tek seferlik satıştan ortak üretime taşıyabilecek zemini kuruyor. Teknoloji ortaklığı, eğitim programları, tedarik kalemleri… İşte anlaşmanın gerçek değeri buradan okunacak.

Genişleme başlığı da kurumsallaşmayla beraber takip edilecek orta vadeli çıktılar başlığının altında incelenebilir. Mısır aylarca istişarelere katıldı ama nihai metinde yer almadı. Fidan teknik konular çözülünce Kahire’nin katılabileceğini söyledi ama İsrail baskısı nedeniyle Mısır’ın o kadar kolay katılım gösterebileceğini düşünmüyorum. Ayrıca Katar da adaylar arasında anılıyor. Ama şunu unutmamak lazım: Her yeni üye çerçeveyi güçlendirir ama aynı zamanda ortak paydayı daraltır.

Tek şemsiye artık tek değil…

Fakat şu an için asıl mesele bunların hiçbiri değil aslında. Asıl mesele, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana bölgede geçerli olan tek şemsiyeli güvenlik düzeninin artık tek şemsiyeli olmaması…

Bölge devletleri yetmiş yıldır güvenlik şemsiyelerini dışarıdan aldılar. Şimdi ilk kez kendi aralarında, kendi coğrafyalarında, kendi kaynaklarıyla bir düzenleme kuruyorlar. Bunun adı Amerikan düzeninin sonu değil: Türkiye bir NATO üyesi, Suudi Arabistan ABD’nin en önemli ortaklarından biri, Pakistan’ın da Yeni Delhi kadar olmasa da Washington’la ilişkileri sürüyor. Bunun adı, güvenlik garantisinin tek kaynaktan alınmaktan çıkması.

Ve buradan iki farklı gelecek senaryosu çıkabilir. Birinci olasılık bölgesel devletlerin kendi güvenlik mimarilerini kurduğu, dış müdahaleye daha az açık, daha dengeli bir düzen. Diğer olasılık ise, birden çok yarım garantinin üst üste bindiği, kimsenin kimden ne bekleyeceğini tam bilemediği bir geçiş dönemi. İşte hangisinin çıkacağı şu anda metinde yazanlara değil, önümüzdeki birkaç yılda kurulacak mekanizmaya bağlı.

Kim ne hesap yapacak

İngilizce kaynaklarda bu anlaşma bazı metinlerde bir savunma anlaşması olarak kaleme alınırken bazılarında ise bir caydırıcılık anlaşması olarak zikrediliyor. Caydırıcılık karşı tarafın hesaplarına somut yansımaları olan bir durum…. Ve bir anlaşmanın caydırıcı olup olmadığını imzacıları değil, karşısındakiler belirler.

Mekke metninin bugün ürettiği şey, bölgede hesapların net biçimde değişmesi. Riyad’a yönelik bir saldırının maliyeti artık yalnızca Riyad’ın karşılık verme kapasitesiyle ölçülmüyor; Ankara ve İslamabad’ın ne yapacağı da denkleme giriyor. Aynı durum Ankara ve İslamabad için de geçerli. Bu tek başına caydırıcılık olmasa bile caydırıcılığın hammaddesi.

İşte bunun işlenip işlenmeyeceğini önümüzdeki aylar gösterecek. Sekretarya kurulursa, komite toplanırsa, ortak tatbikatlar yapılmaya başlanırsa, o zaman verilen mesaj kalıcı bir yapıya dönüşür. Dönüşmezse elimizde bugüne özel bir fotoğraf kalır.

Merve Şebnem Oruç

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ