Sona kalanın zararını kim kapatacak

Okuduğunuz Yazı
Sona kalanın zararını kim kapatacak

İçerik

Aynı fona aynı gün para koymuş iki kişi bugün çok farklı yerlerde duruyor. Birinin parası hesabında, diğerininki tasfiye sırasında. Asıl soru ikincisinin zararını kimin kapatacağı…

17 Eylül’de SPK yedi portföy şirketinin fonlarını işleme kapattı ve 130’u aşkın fonun tasfiyesine karar verdi. Aynı fona aynı gün para koymuş iki kişi bugün çok farklı yerlerde duruyor. Birinin parası hesabında, diğerininki tasfiye sırasında.

Asıl soru ikincisinin zararını kimin kapatacağı… ABD böyle şeylerin çok sık yaşandığı bir yer. Haliyle bu soru ve sorunla daha önce karşılaştı ve bir cevap üretti.

Clawback nedir

Amerikalılar buna clawback diyor. Türkçesi basit: Ödenmiş olan bir parayı sonradan haksız şekilde ödendiği anlaşılınca geri almak.

Kavram 2008 krizinden sonra yaygınlaştı. Bankacılar riskli işlemlerle prim aldı, zarar sonradan ortaya çıktı, primler yerinde kaldı. Tepki büyüktü. Bugün Amerika’da halka açık şirketler, hatalı mali tablolarla hesaplanmış yönetici primlerini geri almak zorunda.

Wells Fargo ilk akla gelen örnek… Çalışanların müşteri rızası olmadan hesap açtığı ortaya çıkınca şirket eski genel müdüründen ve bir üst yöneticisinden toplam 136 milyon dolar geri almıştı.

Madoff örneği

Daha çarpıcı örnekse 2008’de çöken Madoff’un yatırım şirketi… Mahkemenin atadığı tasfiye memuru yıllarca fondan kârla para çekmiş yatırımcılara dava açtı. Anaparasını çekeni rahat bıraktı ama anaparanın üstündeki kârı geri istedi. Gerekçe o kârın sonradan gelenlerin parasından ödenmiş olmasıydı.

Dava edilenlerin çoğu hiçbir şeyden haberi olmayan sıradan yatırımcılardı. Temyiz mahkemesi yine de kârı iade etmeleri gerektiğine hükmetti. On yılda kaybolan 17,5 milyar dolarlık anaparanın 13,3 milyar doları geri toplandı.

Türkiye’deki dosya o nitelikte değil, ama mekanizmada benzerlik var: Fiyatı yükselmiş payla erken çıkan kazandı, sona kalanın üstüne kapı kilitlendi.

Aynı fon, üç ayrı yatırımcı

Tasfiye süreci yatırımcıyı üçe ayırdı. Satışı 16 Eylül’de gerçekleşip parası ödenebilir hâle gelenler. Sonraki günlerde satış verenler. Satış emri veremeden tasfiyeye girenler.

SPK kararına göre 17 Eylül’de saat 13.30’dan sonra verilen satış talimatları tasfiyeye girdi. Hukukçuların okumasıyla, bu saatten önce verilip gerçekleşmeyenler fon borcu sayılıyor ve önce ödenecek. Geri kalanlar, fonun varlıkları satıldıkça payları oranında para alacak.

Yani aynı fonda aynı payı taşıyan iki kişinin kaderini, saatler, belki de dakikalar belirledi.

Sonda kalanın üstüne kapanan kapılar

İlk akla gelen Yatırımcı Tazmin Merkezi. Ama bu kurum fonun değer kaybını karşılamıyor. Ancak parayı ya da payı saklayan aracı kurum batıp teslim edemezse, belli bir tavana kadar ödeme yapıyor.

Asıl kapı ceza dosyası… Şu ana kadar yaklaşık 750 milyon lira nakit donduruldu, iki özel jet, bir yat ve beş lüks araca el konuldu. Ama bu geçici bir tedbir… Bu nakdin yaklaşık yarısı fonların kendi hesaplarındaki para, o zaten yatırımcının ve tasfiyeyle dağıtılacak.

Geri kalan varlıklar için el koyma geçici bir tedbir. Değer kaybetmesinler diye hâkim kararıyla satılabilirler, ama devlet onları kendi kararıyla mağdura dağıtamaz. Suçtan elde edildikleri mahkemede sabit olursa, kanuna göre önce mağdura dönmeleri gerekiyor. Ama mahkeme mağdurun zararını hesaplayıp ödetmiyor. Hangi paranın kimin zararından geldiği tek tek gösterilebilirse, o zaman onun iadesine karar veriyor.

Yurt dışına giden para için yol daha uzun. Yöneticilerin hesaplarından İsviçre’ye transfer yapıldığı bildirildi. Bu paranın dönmesi için iki ülkenin yargısının da ikna olması gerekiyor. Bunun en az bir iki yıl sürmesi mümkün, o da dönebilirse…

Son kapı ise kanunda var ama henüz kullanılmış değil. Bir fonun onu yönetenlerle bağlantılı bir şirketten hisse aldığını düşünün. Hisse gerçek değerinin çok üstünde alındıysa, aradaki fark fondan o şirkete geçmiş olur. Kanun buna örtülü kazanç aktarımı diyor. SPK bunu tespit ederse, parayı alan taraf farkı faiziyle fona geri ödemek zorunda. Ödemezse SPK dava açabiliyor. Bu yol ceza davasının bitmesini beklemiyor. Ama 131 fonun hiçbiri için SPK’dan şu ana kadar böyle bir tespit açıklanmadı. 

Erken çıkan kim

Savcılık 22 Eylül’de, temmuz, ağustos ve eylülde fonlardan çıkan yatırımcıların adet, tutar ve bakiye bilgilerini istedi. Buradaki amaç anlaşılıyor ki, krizden önce içeriden bilgi alarak çıkan var mı yok mu görmek.

O zaman erken çıkan kim sorusu da haliyle ikiye bölünüyor.

İçeriden bilgiyle çıkanlar riski bilmeyen yatırımcıya devretmiş olur. Borsa hisselerinde böyle bir şey yapmak Sermaye Piyasası Kanunu’na göre suç. Aynı kuralın fon payına uygulanıp uygulanmayacağını mahkeme belirleyecek. Uygulansa bile paranın sonda kalana dönmesi kolay olmayabilir. Çünkü bu suçun mağdurunun tek tek yatırımcılar mı, yoksa toplum mu olduğu da hukukçular arasında tartışmalı.

Bilgi almadan çıkan için bugün tanımlanmış bir yol yok. ABD’de bile bu yol yalnızca kazancın sahte olduğu, yani başkasının parasından ödendiği kanıtlanınca açıldı.

Bedeli kim öder

Mağdurların bir kısmı zararın devlet tarafından karşılanmasını istiyor deniliyor. Bunu akla yatacak biçimde söyleyeni henüz görmedim, ama bazı uç talepleri yazan hesapların toplumu birbirine düşürmeyi amaçlayan bir provokasyon amacı taşıyor olmaları ihtimal dahilinde.

Bazı uzmanlarsa tersini savunuyor: Manipülasyonla kazananların varlıkları zarara aktarılmalı, ama geri kalan kayıp devlete yüklenmemeli…

Erken çıkandan geri almaya da ciddi bir itiraz var. Çoğu parasını kurallara uygun çekti. Ondan geri istemek, fona para koyan herkese “çıksan da güvende değilsin” demek olur.

Savcılığın istediği liste, erken çıkanları bilenler ve bilmeyenler diye ayıracak. Buradakilerde, özellikle bilerek çıkanlarda derin bir endişe olduğuna şüphe yok. Bilmeyenlerde ise ‘nasıl ispatlarım’ endişesi doğabilir.

Sona kalıp çıkamamış yatırımcının endişesi ise devam ediyor: Neden bu yük bizim sırtımıza yüklendi?

Zararın kamu kaynağından karşılanıp karşılanmaması konusu tartışıldıkça bu işin dışında olan vatandaş da, endişe sahibi bir diğer kesim olarak karşımıza çıkıyor: Zaten ayın sonunu getiremiyorum, bir de bu yüke ortak olmak zorunda mıyım, diyenlerin sayısı artıyor.

Yani bu mesele tartışılan tüm boyutlarıyla, toplumda hiç kimseyi mevzu dışında bırakmayacak şekilde karşımızda her gün biraz daha yükseliyor. Aslında ülke ekonomisine verdiği zararla çoktan hepimizin yükünü artırmış vaziyette, orası da apayrı bir mesele…

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ