Yine mi evlere kapanmak?
Başladı yine reyting uğruna mı, normal bir can korkusuyla mı, bir sebeple, “Tüm Dünyada Hantavirüs Alarmı” manşetleri, özel yayınlar; telaştan dili dolanan muhabirlerin feryadı!
Aman, yanlış anlamayın; ne olur! Bu satırların yazarı da kendi muhabirlik, editörlük günlerinde çok telaş etti; milleti telaşa veren çok yazılar yazdı, başlıklar attı. Habercinin görevi budur: Uyarmak. Uyarı, ancak önceden yapılırsa işe yarar! “Sonradan uyarı” diye bir şey olmaz; “İş işten geçtikten sonra!” diye güzel sözlerimiz vardır.
“Peki? Ne diyorsun o zaman?” Şunu diyorum: Son pandemiden sonra, iki yıl evlere kapanıp, işsizliğin, enflasyonun, üretim düşüşünün zirve yaptığı o korkunç iki yıldan sonra, daha temkinli olalım, diyorum. Eskilerin “Ehem mühime müreccahtır!” diye bir sözü vardır: “En önemli, önemliye tercih edilir”, mealinde! “Ya hep ya hiç!” değil, durumun gerektirdiği yolu bulmak; önlem alırken sorunun gerektirdiği ölçüyü kaçırmamak!
Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşan bir hastalık imiş. Enfekte olmuş fare, sıçan, sincap, kunduz veya kirpinin (tavşan kemirgen değil) dışkısına basarak, hasta hayvan tarafından ısırılarak ya da hastalığı kapmış kişinin soluduğu havayı soluyarak bulaşıyor. İspanya’nın Kanarya Adaları’nın en büyüğü Tenerife’de gün batımı izleyen turistlerin virüsü adadan gemiye taşıdıkları ve oradan yayıldığı belirlendi.
Tedavisi var; ama tedavi edilmezse ciddi solunum yetmezliğine yol açıyor, ölümcül olabiliyor.
Hantavirüs veya Covid-19 kadar tehlikeli hatta bazen daha da tehlikeli olan bir diğer virüs ise “Komplo Teorisi” adıyla bilinir! Şaka bir tarafa, virüs, “bir aracının hücreleri içinde çoğalabilen bulaşıcı bir ajan” diye tanımlanıyorsa, “ana akım görüş ve kanıtları reddederek, önemli trajik olayların güçlü ve gizli aktörler tarafından kötü niyetli bir planla yapıldığını iddia eden” her anlatı da o kadar tehlikeli olabilir. Bu “sosyal virüs” biyolojik kardeşleri gibi, tehdit edici durumlara sebep olabilir. Oluyor da.
Tamam, 2019-2021 dönemini atlattık; tıbbi dernek ve kuruluşların rakamlara göre dünyada 22 milyon, Türkiye’de 264 bin kişinin Korona Virüs’ten hayatını kaybettiği açıklamaları sonradan dünyada 7 milyon, Türkiye’de 57 bin kişi olarak düzeltildi. Ki hala bu rakamlar, “Korona salgını sırasında ölen kişi sayısı” olarak veriliyor; çünkü Türkiye dahil, salgına karşı alınan o aşırı tedbir döneminde virüsün bulaştığı ve ölüme sebep olduğu vaka sayısı tam belirlenemedi.
“Aşırı tedbir sırasında” ifadesi, çok kişiye “Şimdi konuşması kolay!” dedirtebilecektir. Doğrudur. Komplo Teorisi virüsü de bu noktada işe karışıyor. 2019-21 sonrası yapılan araştırmalar ortada en az iki tür Komplo Teorisi olduğunu gösterdi: Covid-19’un bir biyolojik silah, veya tümüyle bir aldatmaca ve kasıtlı abartma olduğu iddiaları; salgına karşı aşının kasten etkisiz imal edildiği inancı. Hangi anlatının gerçek, hangisinin gerçeği gizlemek için çıkartılmış “sis perdesi” olduğunu anlamak çok zor. Ama bilime, araştırmaya ve siyasal sorumluluğunu müdrik, vatandaşın hayatını hata ile zora sokmanın bir bedeli olacağını anlamış, buna göre davranan bir idare doğruyu bulmayı sağlayabiliyor. Bilim insanlarının, araştırmacıların ve kamu yöneticilerinin de insan olduğunu akıldan çıkartmadan; Korona pandemisinin yarattığı enflasyonun, yatırım durgunluğunun ve işsizliğin kötü etkilerinin hala devam ettiğini unutmadan.
Biraz duygusuz bir mesel vardır: Adamı asmaya götürüyorlarmış; son sözünü sormuşlar. “Bu bana çok iyi bir ders oldu!” demiş adam! Evet, Korona pandemisi herkese, bütün uluslara iyi bir ders olmuş olmalı. Evlere kapanmakla Covid kurban sayılarının daha fazla artmasını önledik; ama bunu üretimi düşürmeden, işsizliği arttırmadan, okulların mezun sayılarının ve eğitimin kalitesinin azaltmadan nasıl sağlanacağını da öğrenmiş olmalıyız.
En önemlisi, telaşla değil, düşünüp-taşınarak hareket etmek. Covid, elimizi yıkamak, yüzümüze maske takmak, insanlara mesafeli durmak gibi, bunu da öğretmiş olmalı.





