Avrupa’nın güvenlik arayışında Türkiye

Okuduğunuz Yazı
Avrupa’nın güvenlik arayışında Türkiye

İçerik

Günümüzde yaşanan savaşlar Avrupa’yı yeniden bir doktrin tanımına zorluyor. Trump liderliğindeki ABD ile Avrupa’nın ilişkileri her geçen gün daha fazla ayrışıyor. Bunun doğal nedenleri var. ABD artık kendi millî çıkarlarına ve gelecek yüzyılın kazanımlarına odaklanmış durumda. Dahası, Washington’un İsrail lobisinin ciddi etkisi altında olduğu da bilinen bir gerçek. Avrupa’da da benzer bir tablo söz konusu.

Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte İngiltere’nin başını çektiği Avrupa yaklaşımı bize net bir şeyi gösterdi: Rusya ile eski hesaplaşma kapanmadan, yeni dünyada İngiltere’nin arzu ettiği sonuca ulaşması kolay görünmüyor.

Çin meselesinde de ABD ile İngiltere’nin yaklaşımı başından beri farklıydı. Bu nedenle İngiltere, Rusya’nın gardının düşmesi için savaşa sürüklenmesini istiyordu. Kim ne derse desin, Ukrayna bu oyunun bir parçası olmayı kabul etti. Zelenskiy ile birlikte Ukrayna’yı yöneten kadroların İsrail ile olan bağlantılarını ve yakınlıklarını da hafife almamak gerekir.

Gelelim esas meseleye…

Avrupa yıprandı.
Daha doğrusu Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte “yorulanlar” listesine Avrupa da eklendi. Beklenti yalnızca Rusya’nın yıpranmasıydı. Evet, Rusya yıprandı; fakat Avrupa da ciddi şekilde yıprandı. Dahası, Amerika ile yapılan savunma anlaşmalarının kriz anlarında beklenen karşılığı vermeyeceği görüldü. Bu nedenle Avrupa şimdi yeni alternatif yollar arıyor.

İşte o arayışta gözlerine kestirdikleri ülkelerden biri de Türkiye.

Avrupalı siyasetçilerin ve devlet temsilcilerinin son dönemde Türkiye ile ilgili yaptığı açıklamalar dikkat çekiyor.
Evet, kulağa hoş geliyor. Ancak bu sözlerin arka planını doğru okumadan, yalnızca hoşumuza giden cümlelerin gölgesinde kaybolmamak gerekir.

Yıllardır Avrupa Birliği’ne tam üye olarak kabul etmedikleri Türkiye’ye bugün övgü üstüne övgü dizmelerinin nedenlerini iyi analiz etmeliyiz. Çünkü Türkiye artık yalnızca bölgesel bir güç değil; savunma sanayisinde savaşın retoriğini ve tekniğini değiştiren ülkelerin başında geliyor. Bunu biliyorlar.

Dolayısıyla Avrupa’nın “Türkiye sevgisi”, büyük ölçüde kendi savunma ihtiyacından kaynaklanıyor.

Bu nedenle daha fazla nüfus, daha fazla asker ve daha fazla savunma kapasitesi üzerine yapılan vurgulara fazlasıyla memnuniyetle yaklaşmamak gerekir. Çünkü onların baktığında gördüğü şey, kendilerini koruyacak bir duvar olarak Türkiye’dir.

Benzer yaklaşımı Ukrayna’da da gördük. Daha doğrusu Ukrayna üzerinden bir “savaşçı toplum modeli” geliştirildi.

Bu ise çok parlak bir tablo değildir.

Savaşmak; kendi toprağı, bayrağı, milleti, devleti ve millî değerleri için Türk milletinin doğal refleksidir.
Fakat bu kabiliyeti Avrupa’nın korunması adına övmek, zamanla “Avrupa için ölmek” anlayışına dönüşme riski taşır.

Avrupa uzun yıllardır külfeti Türkiye’ye yükleyen, sefayı ise kendisine ayıran bir anlayışa sahip oldu. Bunu değiştirmeleri gerekiyor.

Ayrıca Türkiye’ye Ukrayna gibi bakma hevesi de sağlıklı değildir.

Niyetim Ukrayna’yı küçümsemek değil. Ukrayna halkına saygım var. Burada dikkat çekmek istediğim nokta, Ukrayna’yı bir aparat gibi gören Avrupa’nın Türkiye’ye de benzer bir perspektiften bakmasına karşı dikkatli olunması gerektiğidir.

Türkiye’ye askerî güç olarak bakılması elbette caydırıcı ve önemlidir. Ancak Türkiye’nin teknoloji, bilim, kültür ve ekonomi alanlarındaki başarılarına odaklanmak yerine onu yalnızca bir savunma bariyeri olarak görmek, Türkiye açısından olumlu bir yaklaşım değildir.

Avrupa nüfus bakımından geriliyor. Bu nedenle Türkiye’nin genç nüfusuna yönelik stratejik hesapların da uzun vadede hayırlı sonuçlar doğurmayacağı açıktır.

Avrupa ile ilişkiler elbette önemlidir.
Fakat bugünün Avrupa’sı, kendi yükünü taşıyacak yeni omuzlar arıyor. Ve sahip olduğu ekonomik güçle, Türkiye gibi kadim bir yapının kapasitesini satın alabileceğini düşünüyor.

İşte rahatsız edici olan taraf da budur.

Avrupa meseleye kendi kodlarıyla bakıyor. Üstelik Türkiye’nin nasıl bir tarihî geçmişe sahip olduğunu da bizden iyi biliyor.

Bu nedenle Türkleri Avrupa’nın asli unsuru olarak görmeyen bazı çevrelerin, Türkiye’yi yalnızca “koruyucu asker” olarak değerlendirmesi; uzun vadede demografik ve sosyolojik geleceğimiz açısından da risk oluşturabilir.

Avrupa böyle istiyor diye Ankara’nın bakış açısında bir değişim yaşanması elbette söz konusu değildir. Ancak içinde bulunduğumuz konjonktürü doğru okuyarak, Avrupa’nın derin ihtiyaçlarını Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda şekillendirmek mümkündür.

Avrupa’dan gelen övgüler kulağımıza hoş gelebilir. Fakat bu övgülerin gerçek nedenlerini anlamadan hareket edersek, meseleye duygusal reflekslerle yaklaşma riskinden de kurtulamayız.

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%