PISA’da düşüş sisteminse yükseliş kimin eseri

Okuduğunuz Yazı
PISA’da düşüş sisteminse yükseliş kimin eseri

İçerik

Önümüzdeki yıllarda PISA skorları düşerse, bugün yükselişi “sisteme rağmen” sayan muhalif yayın organları, o düşüşü de “sisteme rağmen” diye eleştirmeye cesaret edebilecek mi?

PISA 2015 sonuçları 2016 sonunda açıklandığında, Türkiye’de tartışmanın nereye gideceği en baştan belliydi.

Muhalif kesim düşüşün sebeplerinin en başına 4+4+4 sistemine geçişi koydu hızlı bir şekilde. Ardından fatura imam hatip ortaokullarının sayısına kesildi.

Şimdi gelelim PISA 2025 sonuçlarına… Türkiye üç alanda da yükseldi. Fen ve okumada OECD ortalamasını geride bıraktı. Ancak muhalif medyanın refleksi yine şaşmadı.

Örneğin BirGün’de kaleme alınan bir yazı, bu tabloyu da iktidarın eğitim politikalarının çöküşü olarak okumayı başardı. Yazara göre ortada bir başarı varsa, bu yıkıma rağmen kamusal eğitimin ve öğretmenlerin “direnişi” sayesindeydi.

Oysa mantığın tutarlı olması gerekmez mi? Düşüş nasıl ki sisteme fatura edildiyse, yükseliş de sistemin başarısı olarak yazılmalıdır, değil mi?

Muhalif medyanın ideolojik gözlüğü maalesef bu basit denklemi kurmakta zorlanıyor. Onlara göre düşüş sistemden, yükseliş ise “sisteme rağmen”…

On yılın dikkat çeken tablosu

2015’te Türkiye fende 425, matematikte 420, okumada 428 puana gerilemiş; OECD içinde Meksika ile beraber son sıraya demirlemişti.

2025 yılı tablosu ise ezber bozuyor: Fen 494, okuma 472, matematik 462.

On yılda fende 69, okumada 44, matematikte 42 puanlık dev bir sıçrama. OECD’nin 38 üyesi arasında okumada 13’üncü, fende 14’üncü sıraya yerleşmişiz.

Bununla yetinmemek, her daim daha yukarıyı hedeflemek gerek ama hakkaniyet çerçevesinde. Nitekim OECD Eğitim Direktörü Andreas Schleicher bile Türkiye’nin yükselişini “dünyanın dikkat etmesi gereken bir başarı hikâyesi” olarak tanımladı.

Daha önemli tespiti ise şu: Düşük performans gösteren öğrencilerin oranı 2015’ten bu yana belirgin biçimde azalmış. Yani yükseliş, birkaç iyi okulun ortalamayı yukarı çekmesinden ibaret değil, en geride kalan öğrencilerin payı da azalmış.

İşine gelince sistem, işine gelmeyince “ortalama”

Eleştiri cephesinde en ciddiye alınıp cevap verilebilir argüman “OECD ortalamasının gerilemesi”. Doğru ama gerileme 2016 verilerinde de vardı. Muhalif medya o gün bu veriyi eleştirisini yumuşatmak için değil, keskinleştirmek için kullanmıştı. Mantık basitti: “Herkes düştü ama biz daha çok düştük, demek ki sistem çöp!”

Ortalamadan sert sapmanın bugün nasıl okunduğunu görmek için İsrail’e bakmak yeterli. İsrail okumada 38, matematikte 25, fende 23 puan kaybetti; OECD’nin 38 üyesi arasında okumada 31’inci, matematik ve fende 33’üncü sıraya indi. Aynı dönemde OECD ortalaması okumada 14 puan geriledi, ama İsrail ortalamanın ötesinde geriledi.

İsrail Eğitim Bakanlığı ise düşüşü ortalamayla değil, savaşla açıkladı: Tahliyeler, defalarca kapanan okullar, yedeğe çağrılan öğretmenler. Sapma bu kadar sert olunca, ortalamanın arkasına sığınmak bakanlık için de bir seçenek olamadı ve bu sıralar her eleştiriye karşı getirilen bahaneye o da sığındı.

Bu mantık doğruysa iki yönde de çalışması gerekir. 2025’te OECD ortalaması üç alanda da geriledi, Türkiye üç alanda da yükseldi. Ortalamadan aşağı sapma sistemin faturasıysa, ortalamaya karşı yukarı sapma da sistemin hanesine yazılır.

Ama tablo fen, okuma ve matematikte aynı değil. Fende OECD ortalamasıyla aradaki farkı neredeyse tamamen Türkiye’nin kendi artışı kapattı. Okumada ve matematikte ise farkın yaklaşık yarısı Türkiye’nin yükselişinden, yarısı ortalamanın düşüşünden geliyor.

Gerçekçi itirazlar ve sınav gerçeği

Masadaki en makul eleştiri matematikte. Türkiye burada ortalamayı geçmedi, yakaladı deniyor. Doğru.

İkinci itiraz ise zamanlamaya dair: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli 2024’te başladı, bu sonucu doğrudan ve tek başına yeni müfredata bağlamak doğru olmaz.

Nitekim Bakan Yusuf Tekin de başarıyı tek bir müfredata değil; altyapıya, taşımalı eğitime, FATİH projesine ve okullardaki telefon kısıtlamasına bağlayarak değerlendirdi. Uzmanların bir diğer gerekçesi de LGS/YKS sorularının PISA formatına yaklaşması.

Fakat unutmayalım: 2016’da TEOG odaklı ortaokul sistemi düşüşün baş sorumlusu ilan edilmişti. Bugün PISA’ya yaklaşan sınav sistemi yükselişin sebebi olarak gösteriliyorsa, iki cümlenin de öznesi aynıdır: Sistemin kendisi.

Cetvel işine geldiği gibi eğilip bükülmez

“PISA hangi politikanın ne kadar etkili olduğunu tek başına ölçmez.” Muhalif medyanın bugün dilinden düşürmediği bu cümle 2016’da da doğruydu, ama o gün kimse bu nüansı hatırlamak istememişti.

Tutarlı bir duruş tarafsızlık gerektirir: İktidar cephesi bu sonucu tek başına yeni modelin zaferi ilan etmemeli ama muhalif cephe de düşüşte acımasızca kurduğu nedenselliği, yükseliş gelince “öğretmen direnişine” ya da “konjonktüre” havale edip konuyu geçiştirmemeli.

On yıl önce sisteme kesilen fatura doğru adrese gittiyse, bugün kesilen başarı makbuzu da aynı adrese gitmeli. Cetvel sonucu beğenip beğenmememize göre uzayıp kısalmamalı.

Soru şu: Önümüzdeki yıllarda PISA skorları düşerse, bugün yükselişi “sisteme rağmen” sayan muhalif yayın organları, o düşüşü de “sisteme rağmen” diye eleştirmeye cesaret edebilecek mi?

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ