Beyaz Kod: Şiddete kalkan mı, kusura zırh mı

Okuduğunuz Yazı
Beyaz Kod: Şiddete kalkan mı, kusura zırh mı

İçerik

Asıl görevi sağlık çalışanını fiilî şiddetten korumak olan Beyaz Kod, ne yazık ki bazı durumlarda hekimin kendi hatasını, organizasyonel emrivakiyi örtbas etme ve vatandaşı polisle tehdit ederek susturma aracına dönüşüyor.

Adana Şehir Hastanesi’nde yaşanan hasta mahremiyeti ihlali ve ardından hak arayan aileye “Beyaz Kod” verilmesi olayı, Türkiye’de sağlık gibi hayati bir alanda dahi, toplumsal kriz çözme becerimizin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bir kadın, kadın hastalıkları ve doğum polikliniğinden özellikle hemcinsi bir hekimi seçerek randevu alıyor. Tarih geldiğinde eşiyle birlikte hastaneye gidiyor. Ancak kapıdan içeri girildiğinde, hasta rızası alınmadan, bilgilendirme dahi yapılmadan, karşılarında erkek bir doktor ve asistan kadrosu buluyorlar.

(Burada son yıllarda eğitim ve araştırma hastanelerinde poliklinik randevusu aldığınız doktorun yüzünü görmenin artık neredeyse imkânsız hale geldiğine dair hızlı bir parantez açıp kapatarak konuya dönelim.)

“Randevu alırken kabul etmiş oldunuz”…

Hekim kanadının sosyal medyadaki ana savunması şu oldu: “Bahse konu hastane eğitim ve araştırma hastanesi, MHRS’den randevu alırken bunu peşinen kabul ettiniz.”

Bu tez hukuken ve tıp etiği açısından tamamen kadük… Dünya Tabipler Birliği prensiplerine göre hasta, tıp eğitimine materyal olmayı reddetme hakkına sahiptir ve bu reddediş alacağı hizmeti aksatamaz. Tıp eğitimi, insanın beden bütünlüğünün ve mahremiyetinin üzerinde bir “üst hak” değildir. Randevu almak kendi bedenini rızasız bir eğitim nesnesine dönüştürmeye imza atmak anlamına gelmez.

Nitekim bizdeki Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 21. Maddesi de mahremiyetin “tedavisi ile doğrudan ilgili olmayan kimselerin tıbbi müdahale sırasında bulunmamasını” kapsadığını açıkça söyler. Aynı maddenin son fıkrası ise eğitim veren kurumlar için ayrı bir şerh düşer: “Bu kişilerin bulunması gerekiyorsa hastanın ayrıca rızası alınır.”

O “ayrıca” kelimesi orada boşuna durmuyor. Tarif ettiği şey, o muayeneye özel, tam o anda sorulan doğrudan bir rıza…

Ama kamu ya da özel fark etmeksizin tüm sağlık kuruluşu çalışanlarının, hastanın rızasının ve onayının alınmasını ne kadar “gereksiz” ve “külfetli” bir iş olarak gördüğünü burada tekrar uzun uzun anlatmaya gerek yok diye düşünüyorum.

“Beğenmiyorsanız özele gidin”…

Sosyal medyadaki bir diğer hekim argümanı ise daha vahim: “Devlet hastanelerde size zaten ücretsiz bakıyoruz, özel muayene istiyorsanız özel hastaneye gidin.”

Anayasal bir sosyal devlet ilkesini “sadaka” ile karıştıran bu yaklaşım apaçık bir sınıfsal kibirdir. Ücretsiz sağlık hizmetini vatandaş için erişilebilir hale getiren iktidar kanadında dahi böyle bir yüze vurma görülmemişken, hekimlerin öne sürdüğü bu argümanın kendi içinde iki katmanlı bir tersine çevirme barındırdığını da söylemek gerekir.

Birincisi, kamu hastanesi bir lütuf değildir. Hiçbir sağlık çalışanı hayır işi olarak buralarda bulunmazken vatandaş da o hizmetin bedelini aslında vergisiyle ve primiyle ödemiştir.

Mahremiyet de parayla satın alınan hizmete eklenen bir ayrıcalık değil, hizmetin tanımının tam olarak içinde bir kavramdır. Kimi hasta bunu daha az önemseyebilir kimi daha çok… Ama bu konudaki tercihler, acil durumlar haricinde, göz ardı edilmemesi gereken haklar dahilindedir.

İkincisi ise, bahse konu uzmanlık eğitimi de kamusal olarak finanse edilmektedir. Yani o asistan doktorların eğitimi de aslında vatandaşın vergisi ve primiyle sağlanmaktadır.

Hekimlerin haklı olduğu yer yok mu

Diyeceksiniz ki, hekim tarafının bu tartışmada makul itirazları yok mu? Elbette var.

Birincisi, “Yönetmelik ‘tedavisi ile doğrudan ilgili olmayan’ diyor’” argümanını öne sürüyor ve “uzmanlık öğrencileri muayeneyi fiilen yürüten tedavi ekibinin bir parçasıdır, odanın kenarında duran bir izleyici değildir, ” diyorlar.

Buradaki çelişki olgusal değil tanımsaldır: Asistan üçüncü şahıs mıdır, hekim mi? Cevap değiştiğinde hangi fıkranın uygulanacağı da değişir. Keşke tartışılan şey bu olabilseydi ama doktorların dahi çok azı bunu dile getirdi.

İkinci itiraz da yerinde. Deniyor ki, hekim seçme hakkı cinsiyet üzerinden mutlaklaştırılırsa, nöbetinde kadın kadın-doğum uzmanı bulunmayan hastanelerde hizmet fiilen durur. Ama bu itirazın da yeri, randevu ile gelinen bir poliklinik muayenesine bilinci açık şekilde gelen bir hastanın açık rızasının alınmadığı bir örnek değildir.

Ses yükseltmeden…

Bir not da hasta tarafına düşmek gerekir. Olay anında bağırıp çağırarak hastaneyi ayağa kaldırmak, haklılığı zedeleyen bir tepkidir. Yapılması gereken Hasta Hakları Birimi’ne gitmek ve adli/idari kanalları soğukkanlılıkla işletmekti. Vatandaşın “Nasıl olsa sonuç alamam” umutsuzluğu anlaşılamaz değil. Hatta sonuç alabilseniz ben de şaşarım.

Ama ses yükseltmek böyle durumlarda karşı tarafa aradığı kozu vermekten başka işe yaramıyor. Ve işte tam bu noktada Türkiye’ye özgü o yetki suiistimali devreye giriyor: Beyaz Kod’un bir “dokunulmazlık zırhına” dönüşmesi.

Asıl görevi sağlık çalışanını fiilî şiddetten korumak olan Beyaz Kod, ne yazık ki bazı durumlarda hekimin kendi hatasını, organizasyonel emrivakiyi örtbas etme ve vatandaşı polisle tehdit ederek susturma aracına dönüşüyor.

Nitekim savcılığın kamera kayıtlarını inceleyip aileyi haklı bulması vicdanları rahatlatmıştır; ancak soru ortada durmaktadır: Gerçeğe aykırı beyanla Beyaz Kod butonuna basıp insanları mağdur eden hekimlere “İftira” ve “görevi kötüye kullanma”dan hesap sorulacak mıdır?

Elinde tek düğme olan…

Son olarak, sağlıkta şiddet uydurulmuş bir sorun değil, beyaz kod da boşuna kurulmadı.

Ama burada asıl sorunun mimaride olduğunu söylemek gerek. Beyaz kod sağlık çalışanına yönelik şiddet ve tehdit için kurulmuş ikili bir mekanizma: Ya basarsınız ya basmazsınız.

Hasta hakları biriminde kapanmamış, sesi yükselmiş bir mahremiyet ihtilafı için tasarlanmış bir ara basamak maalesef yok.

Buna bir de asimetri ekleniyor. Beyaz kod verildiği anda sağlık çalışanının yanında kurumsal ve hukuki destek hazır bekliyor. Karşı tarafta eşdeğeri yok.

Doktor şiddet iddiasında bulunduğunda hasta o gece karakola gidiyor. Hasta mahremiyet ihlali iddiasında bulunduğunda ise, ancak kendi başvurusuyla, ayrı bir kurulda, aylar süren bir yolda meçhule ilerliyor. Aynı anda başlayan iki sürecin biri dakikayla, diğeri ayla işliyor.

Bunun adil olmadığını, hasta haklarına aykırı olduğunu da yeri gelmişken belirtmek gerekiyor.

Bu hekimler Batı’da olsaydı…

Peki gelişmiş ülkelerde bu iş nasıl yürüyor? ABD (HIPAA) ve İngiltere (NHS) protokollerinde hassas muayenelerde hasta rızası esastır. Hekim erkekse odada hasta hakkını koruyan sertifikalı bir kadın refakatçi (chaperone) bulunur. Odaya asistan veya öğrenci girecekse hastaya tek tek onay sorulur. Hasta “Hayır” dediği an tartışma biter. Bizim burada hasta hakkını listenin en sonuna koyan hekimlerimiz de orada olsalar sonuna kadar titizlik gösterecekleri onam süreçlerine, ilginçtir burada, Türk insanına karşı göstermemektedir.

Ayrıca Avrupa ve Amerika’da şiddet durumlarında kullanılan güvenlik kodları elbette mevcuttur. Ancak bu kodlar kişisel tartışmaları veya kusurları örtbas etmek için değil, yalnızca fiili hayati tehditlerde devreye girer.

Özetlersek ne eğitim ne de Beyaz Kod butonu insan onurunu çiğnemenin gerekçesi ve zırhı olmalı… Hasta mahremiyeti bir lütuf veya özel sektör ayrıcalığı değil, doktor, hemşire, hasta yakını demeden herkesin saygı göstermesi gereken temel bir insan hakkı… Bu hakka saygı gösteren ve onam süreçlerine hassasiyetle yaklaşan sağlık çalışanlarının malpraktis gibi dava konularıyla daha az karşı karşıya geldiğini de yeri gelmişken belirtmek gerekir.

Merve Şebnem Oruç

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ