Af yok, koşullu askıya alma var
TBMM Başkanlığına sunulan çerçeve yasa teklifi, 40 yılı aşan sorunun çözümünde hukuki karşılığını üretme çabasıdır.
TBMM Başkanlığına bugün sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, kırk yılı aşan sorunun çözümü için hukuki karşılığını üretme çabasıdır.
Çerçeve yasa teklifini okurken anlıyoruz ki, 12 maddelik metin kamuoyunda dolaşan “af mı geliyor” tartışmasını speküle edilenden çok daha dar, çok daha koşullu bir çerçeve içine oturtmuş. Ayrıca şunu da belirmek gerekiyor: Teklif kendi başına hiçbir şey yapmıyor.
Tek bir tetikleyici
Aslında kanunun bütün hükümleri tek bir koşula bağlanmış: Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti… Ve bu tespiti teyit eden MGK kararının Resmî Gazetede yayımlanması…
Bu cümle teklifin kilidi.
MGK kararı yayımlanmadığı sürece ne bir erteleme kararı verilebiliyor ne bir dosya kapanıyor ne de bir tahliye gündeme geliyor. Kanun yürürlüğe girse dahi re ‘sen işleyen bir mekanizma yok; teklifin madde gerekçesinde bu açıkça yazılmış.
Yani TBMM takvimi kendi elinde tutmuyor; sürecin devamını silahın fiilen bırakıldığının doğrulanmasına bağlıyor.
Buradaki siyasi tercih çok önemli. Altını çizmek gerekir ki, süreç “önce hukuki jest, sonra silah” değil, “önce silah, sonra hukuki karşılık” sıralamasına oturtulmuş.
Neden “af” değil ve neden bu itiraz bitmeyecek
Teklifin gerekçesi, ısrarla ve neredeyse savunmacı bir dille aynı şeyi söylüyor: Bu düzenleme mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldırmıyor, suçun vasfını değiştirmiyor, ceza sorumluluğunu sona erdirmiyor. Teknik olarak doğru. Mekanizma açık ve net biçimde erteleme üzerine kurulu: Üst sınırı on beş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlarda soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, daha ağır suçlarda on yıl erteleniyor. Kesinleşmiş mahkûmiyetlerde infaz, aynı sürelerle infaz hâkimi kararıyla erteleniyor.
Ve erteleme, geri alınabilir bir karar.
Süre içinde herhangi bir terör suçu işlenirse erteleme kalkıyor, yargılama ve infaz kaldığı yerden devam ediyor.
Zamanaşımı işlemiyor. Dosyalar ve suçun ispatına yarayan deliller erteleme süresince muhafaza ediliyor. Müsadereye konu malvarlığı tasfiye edilip Hazineye irat kaydediliyor.
Ama şu da metnin içinde: Süre suç işlenmeden geçerse, soruşturma aşamasındaki dosyada kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasındakinde düşmeye karar veriliyor; infazı ertelenmiş ceza ise infaz edilmiş sayılıyor.
İşte tartışma tam burada düğümlenecek gibi görünüyor. Hukuken af değil çünkü hüküm duruyor, kayıt duruyor, koşul bozulursa dosya yeniden açılıyor. Sonuç itibarıyla ise, beş ya da on yıl sonra ceza infaz edilmiş sayılıyor. Eleştiriler bu iki cümlenin arasındaki boşluğa yerleşecek; savunma da aynı boşlukta duracak. Kimin haklı olduğu, önümüzdeki beş yılda silaha dönülüp dönülmemesi durumunda belli olacak. Yani teklifin doğruluğunu metnin kendisi değil, uygulaması test edecek.
Kapsam dışında kalanlar
Metnin en çok konuşulacak yerlerinden biri, bana kalırsa, istisnalar.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu kapsam dışında. 1 Haziran 2005’ten önce işlenmiş olup müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlar da kapsam dışında…
Bu teknik bir ayrıntıdan ziyade teklifin ahlaki omurgası gibi görünüyor. Kan davası mantığını değil de “kanlı olan dosya masada kalır” ilkesini güdüyor. Şehit ve terör mağduru ailelerinin sürece bakışını belirleyecek olan da öncelikle bu istisnanın uygulamada nasıl yorumlanacağı olacaktır. Azmettirme, örgüt adına verilen emir, eylemin planlanmasına katılım gibi konuların “kasten öldürme” kapsamında sayılıp sayılmayacağı, kanunun kağıt üzerindeki dengesini pratikte belirleyecek.
Kapsam ayrıca yalnızca PKK/KCK ile sınırlı: Örgüt kurma ve yönetme, örgüte üyelik, örgüte bilerek ve isteyerek yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve 6415 sayılı Kanun’daki terörizmin finansmanı suçları.
Başka hiçbir yapı, hiçbir suç tipi metne girmiyor.
Takip Yürütme’de, denetimse Yasama’da…
Takip ve koordinasyon için oluşturulacak Kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri’nden oluşuyor. Sekretaryası Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinde…
Meclis’e düşense, kanun kapsamındaki faaliyetleri “izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecek” bir İzleme Komisyonu. Kurul, çalışmaları hakkında Meclis’i düzenli olarak bilgilendirecek.
Yani karar merkezi yürütmede, denetim ise izleme ve tavsiye düzeyinde. Bu sürecin doğası gereği (istihbarat ve güvenlik tespitleri kamuya açık bir müzakereyle yürütülemez) savunulabilir bir tercih. Ancak toplumsal meşruiyetini TBMM’nin çok partili imzasından alan bir sürecin, uygulama safhasında Meclis’i esasen seyirci konumuna yerleştirmesi, ilerleyen aylarda ayrı bir tartışma başlığı olursa buna şaşırmamak gerekir.
Bir de zamanlama var: Kanundan yararlanmak isteyenler, MGK kararının yayımından itibaren altı ay içinde başvuru yapmak zorunda…. Dar bir pencere ama bu da sürecin sürüncemede kalmasının önüne geçmek için tasarlanmış gibi duruyor.
Bu metin son değil, bir ilk…
Gerekçenin en dikkat çeken cümlelerinden biri şu: Teklif süreç kapsamında öngörülen hukuki düzenlemelerin ilk adımını teşkil eden temel bir çerçeve. Uygulamada ortaya çıkacak ihtiyaçlar doğrultusunda ilave değişikliklerin ya da yeni kanuni düzenlemelerin gündeme gelebileceği açıkça yazılmış.
Dolayısıyla bu metni bir “nihai paket” gibi okumamak gerekir. Elimizdeki metnin sürecin hukuki iskeleti olduğunu söyleyebiliriz. Etin ise ne zaman, nereye, ne kadar geleceği, önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak.
Özetlersek, metnin, örgütün silah bırakmasını önkoşul yapması, kasten öldürmeyi dışarıda bırakması ve geri alınabilir olmasıyla, bir “af” metninden ziyade bir sınama mekanizması ortaya koyduğu anlaşılıyor. Sınamayı geçip geçmeyeceğini ise kanun değil, sahadaki davranış belirleyecek.
Merve Şebnem Oruç




