Ahbap skandalı neden Ahbapgate olamıyor

Okuduğunuz Yazı
Ahbap skandalı neden Ahbapgate olamıyor

İçerik

Ahbap’a dair tablo şu: Hırsızlık herkesçe kabul edilmiş, mağdur enkazın altında daha da mağdur olmuş, para kumarda ezilmiş… Ve buna rağmen bir hesaplaşma yok.

İfadesine başvurulmak üzere Çağlayan Adliyesi’ne davet edilen ünlülerin, adeta Survivor adasına giriş yaparmış gibi medyaya yansıyan görüntülerini izlerken dün düşündüm. Bu rezalet başka bir ülkede yaşansa, adı çoktan konmuştu: Ahbapgate.

Binlerce insanın öldüğü, milyonların evsiz kaldığı bir felaketin ardından toplanan paraların kumar masalarına, dolandırıcılık düzeneklerine aktığı iddiaları aylarca manşetlerde kalır; bu kadar tanınmış ismin aynı işin altına imza atmış olması başlı başına bir utanç vesikası sayılırdı. Çünkü burada çalındığı iddia edilen para herhangi bir para değil: enkazın altındaki insan için, can pazarındaki insan için toplanan para.

Bizde ise Ahbap meselesi sessizliğe gömüldü gömülecek. Neden?

Skandal ortak bir hakem ister…

Bir olayın herkesçe “skandal” olarak görülebilmesi için ortak bir hakeme ihtiyaç vardır, yani her iki mahallenin de çıktısına razı olacağı bir merciye. Skandal her kesimin paylaştığı bir standardın ihlalidir; standart ortaksa, örneğin deprem felaketinde olduğu gibi insaniyse, ihlal de ortak görülür. Hakem tarafsız görülmediğinde ise her iddia mevcut fay hattına hızla geri emilir. Kaybolmaz, kategorileştirilir, tasnif edilir. Mesela MASAK raporunun ortaya koyduğu en somut bulgular bile, bir mahallede “suçüstü”, öbüründe “operasyon” diye okunur.

Adil olmak adına bu çözülmenin sadece bize özgü olmadığını söylemek gerekir: Watergate skandalından Trump’ın azillerine ABD’de bile aynı mekanizma çalışıyor. Kutuplaşmanın derinleştiği her yerde hakem, illaki fay hattının içine düşüyor.

Ama Ahbap bu kalıba bile uymuyor…

İşin asıl rahatsız edici tarafı ise, “her yerde var” cevabının bu dosyayı açıklamıyor olması. Çünkü Ahbap meselesinde olgu katında kimse kavga etmiyor. Kamuoyunda iki mahallede de deprem paralarının amacı dışında kullanıldığına dair yaygın bir mutabakat var. Dün en önde savunanlar bugün “Biz zaten kumarbaz olduğunu biliyorduk” diyor. “Yapmamıştır” diyen neredeyse kimse kalmadı.

Yani skandal diyebilmek için zemin hazır: Olgu çoktan kabul edilmiş, mağdur belli, para belli. Buna rağmen ortada bir Ahbapgate yok. Demek ki engel olgu katında değil. Mesele bu skandalın “olduğuna mutabık kalamamak” değil, mutabakatın toplumsal bir hesap sormaya dönüşmesinin önünün bilinçli biçimde tıkanması.

Ağ aklanıyor…

Tıkacın adı da belli… Suçu tek bir adamın şahsi zaafına indirgemek…

“Kumarbaz işte… Bizi de kandırdı.” Bu cümle masum bir itiraf gibi duruyor, oysa karşımızda yeni bir aklama operasyonu var. Bütün kusur bir kişinin karakterine yüklendiği anda, ona yıllarca itibarını ödünç vermiş, sahnesini, ekranını, milyonluk takipçisini açmış koca bir ağ “aldatılmış iyi niyetliler” mertebesine yükseliyor. Utanç vesikası olması gerekenler bugün bakıyorsunuz, adeta mağdur sıfatıyla korunuyor.

Oysa “-gate” tanımı gereği bir ağ skandalıdır; Watergate bir hırsızın değil, bir sistemin adıdır. Ahbap’ı tek adamlık bir kumar hikâyesine küçültmek, tam da onun Ahbapgate olmasını engelleyen hamledir. Ve buradaki ironiyi ıskalamamak gerekir: Meseleyi “ahlaki zaaf” hikâyesine indirgeyenler, bunu tam olarak yapısal hikâyeden, yani ortadaki zincirden, ağdan, sorumluluktan kaçmak için yapıyor. Çünkü bir adamın günahı bir ağın günahından her zaman daha kolay taşınır.

“Bizim cici çocuklarımız daha fazla yıpranmasın” desteğini verenlerin titiz ama sessiz çalışmalarını, konuyu haber bültenlerinde manşetten dördüncü beşinci sıraya taşıyanlarda da görüyorsunuz, sosyal medyada üç maymunu oynayanlarda da…

Uydurma skandal, gerçek hesapsızlık…

Haklısınız. Hemen “Ama Kızılay…” tayfası gelmeden “Kızılay” itirazına da hemen burada girmek gerekiyor, çünkü bu itirazın kendisi meselenin bir parçası.

“Kızılay çadır sattı” cümlesini bir hatırlayalım: Kızılay’ın iktisadi işletmesi Kızılay Çadır ve Tekstil A.Ş. çadır üretir ve bedeliyle satar: Bu bir skandal değil, kimsenin gizlemediği saklamadığı ticari bir faaliyettir: Konteyner veren firma da bunu karşılıksız yapmaz. Ama bu sıradan ticari olgu, tıpkı “baraj patlıyor” yalanı gibi, onunla aynı dille bir “vurgun” gibi paketlendi o günlerde. İkisi de aynı tezgâhın ürünü: Devlete ve kurumlarına güvenin altını oyup “Asıl yardıma koşan biziz” kutbunu besleyen birer dezenformasyon örneğiydi ikisi de.

Ve bir kutup, o mahalle, hızla altı oyulan güvenin boşluğunda toplandı. Oysa gerçek bir Kızılay skandalının neye benzeyebileceğini merak edenler 2010 Haiti depremine bakabilirdi: Milyonlarca insanın zarar gördüğü, yüz binlerce insanın evsiz kaldığı deprem sonrası Amerikan Kızılhaçı yarım milyar dolara yakın bağış topladı. Ancak yıllar sonra inşa ettiği kalıcı ev sayısı ise altıydı.

Basın 2015 yılında aylarca inceledi, sivil toplum peşine düştü, Kongre’de tartışıldı ama kimse hapse girmedi. ABD’de toplanan bu paraya ne olduğu hala muamma, en fazla Kızılhaç’ın kötü organize olması, beceriksiz yönetimi dendi ve konu kapandı gitti. Ama toplanan paranın Ahbap’ta olduğu gibi kumar kadar aşağılık bir zevke harcanmış olması kimsenin aklından geçmedi bile…

Çuvaldızı da devlete…

Bu tablo devlet tarafını eleştiriden muaf tutmuyor. Aksine, güç ve imkân hangi taraftaysa, güveni tesis etme yükü de oradadır.

Muhalif kesimin, hatta asi çocuğun gönlünü kazanmak imkânı fazla olanın görevidir, mazereti de az olur.

Devletin açığı burada: İletişim mekanizmasını doğru kuramamak, güveni tam da kutuplaşmanın oluşacağı kesimde oluşturamamak. Dezenformasyonun yayılmasına seyirci kalmak, dezenformasyon yayanlar belli olmasına rağmen anında devreye girememek. Devlete duyulan güvenin altı, üstelik de OHAL zamanı oyulurken, buna müdahale bile etmemek…

Unutmayalım, kutup boşlukta doğar. Ve boşluğu bırakmak da bir sorumluluktur.

Öyleyse bugün elimizdeki Ahbap’a dair tablo şudur: Hırsızlık herkesçe kabul edilmiş, mağdur enkazın altında daha da mağdur olmuş, para kumarda ezilmiş…

Ve buna rağmen bir hesaplaşma yok. Çünkü Ahbapgate diye adlandırılması gereken koca bir skandal, bir adamın omzuna yüklenip taşınabilir boyuta küçültülüyor.

Kamuoyu kararını çoktan verdi ama o karar bir ağı koruyacak biçimde biçimlendirildi. O zaman kapanışı da tek bir soruyla yapalım: Madem herkes artık ne olduğunu biliyor, kimler tam olarak kimleri koruyor?

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ