Hac paraları tamam da Ege adalarında Yunan’a gidecek milyar dolarlar ne olacak?

Okuduğunuz Yazı
Hac paraları tamam da Ege adalarında Yunan’a gidecek milyar dolarlar ne olacak?

İçerik

Irkları, etnisiteleri ve aidiyetleri yazmıyorum, konumuz dışında.

Bu ülkede yaşayan 85 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının tamamı; dindar, muhafazakâr, laik, seküler, ateist, deist…

Ne kadar çeşitlilik varsa.

Yaşanan her kötü olayda elini taşın altına koyması gerekenler neden hep dindarlar ve muhafazakârlar olmak zorunda?

Neden onlar yaşam tarzlarından fedakârlıkta bulunmalı?

Dün de yazdım, Yüzyılın Felaketi olarak adlandırılan deprem sonucunda yaşanan trajedide, depremzedelerin yanında olanlar hep onlardı.

Ana akım kanallarının ortak yayınında yardım toplandı ama orada geçen yıl yüz milyarca lira kâr eden özel bankalar, zincir marketler, holdingler, Türkiye’nin en zengin ilk 500 kişisi bu kârlarının onda birini bile depremzedeler için kasalarından çıkarmadılar.

Yazılarımı okuyanlar bu konudaki hassasiyetimi biliyorlar.

Dün AYŞE SUCU’nun attığı bir tweeti okuyunca aynı şeyler aklımdan geçti.

Ayşe Sucu kendini profilinde “Sözcü Gazetesi Yazarı, İlahiyatçı-Edebiyatçı” olarak tanımlamış.

Biz de öyle biliyoruz.

Şöyle yazmış Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı da etiketleyerek:

DİYANETE ÇAĞRIMDIR! @DIBAliErbas

Bu seneki hac ve umreye gidecek vatandaşlarımız paralarını deprem bölgesindeki kardeşlerimiz için harcamak üzere bağış yapabilirler. Fazileti çok daha fazladır. Kendi kardeşlerimiz bu denli muhtaçken mali ibadet olan hac ertelenebilir.

Ayşe Sucu’nun paylaşımı Twitter fenomenlerinden Furkan Bölükbaşı’nın gözünden kaçmamış ve alıntılayarak aşağıdaki yorumu yapmış:

“Bence seküler vatandaşlarımız bu sene alkollü içkiye harcayacakları paraları bağışlasınlar. Günahı da terk edecekleri için fazileti iki kat fazladır.”

Hac paralarının bu yıl depremzedelere bağışlanması konusundaki teklif aslında makul gibi göründü bana ama meselenin dengesinde ve uyumunda bir sakatlık vardı. Sözcü yazarı İlahiyatçı’nın satırlarından samimiyetsizlik akmaktaydı. Ağırlık yine tek yöne kaydırılmıştı. Dediğim gibi yine dindarlardan, onların inançlarından, yaşam tarzlarından, hayat gayelerinden fedakârlık istenmekteydi. Rahmetli annemin hac hayaliyle yıllarca nasıl para biriktirdiğini, bu ibadetin onun için ne denli önemli olduğunu hatırladım. O duyguyu çok iyi anlıyorum.

Seküler bir yaşam tarzına sahip olmama rağmen Furkan Bölükbaşı’nın paylaşımını alıntılayarak Ayşe Hanım’a, “Doğrusu ilginç bir bakış açısı. Hadi bakalım @aysesucu Hanım. Sizden Sözcü gazetesinin okurlarına böyle bir çağrı okursak fark yaratırsınız. Öyle ya içki paraları hac parasını 100’e katlar. ‘Vicdan ve iyi kalplilik yalnızca dindarların tekelinde değil’ diyen sizlersiniz” diye bir çağrıda bulundum.

HAC İBADETİ İLE İTHAL İÇKİ TÜKETİMİ VE YURT DIŞI GEZİLER ARASINDA BİR KARŞILAŞTIRMA

Söylediğim, lafın gelişiydi tabii. Devlet sonuçta alkollü içkilerden yılda 22 milyar lira ÖTV alıyor. Daha çok içsinler ister. Ama yine de hayal ediyorum, Ayşe Sucu, Sözcü gazetesi yazarı olduğuna göre hitap ettiği kesime şu çağrıyı yapabilirdi:

“Bu sene ithal içki tüketen, yurt dışına seyahat eden, Ege adalarına gidip milyarlarca dolar para harcayarak Yunanları doyuranlar, bu paraları depremzede kardeşlerimize bağışlayabilirler. Fazileti çok fazladır. Kendi kardeşlerimiz bu denli muhtaçken eğlence ve sefahat bir yıllığına ertelenebilir.”

Sözcü okurları arasında hac ibadetini yapacakların sayısı yok denecek kadar az olduğuna göre bu çağrı daha uygun olurdu Ayşe Hanım için. Yapmadı tabii. Çünkü aşırı tepki görür ve linç edilirdi.

O da kolay olanı seçti; dindar ve muhafazakâr kesimlerin inançları, yaşam tarzları.

Şimdi karşılaştırmalı olarak bakalım.

BU YIL HAC İBADETİNE GİDECEK PARA 14,5 MİLYAR LİRA

Bu yıl hac kontenjanı 83 bin kişi. Bir hacı adayının hac ibadetini yerine getirmek için harcayacağı para ise 20 bin-40 bin riyal arasında. Ortalama 35 bin riyal desek 175 bin liraya tekabül ediyor. 83 bin kişiyle çarparsak 14,5 milyar liraya karşılık geliyor. Bu da 772 milyon dolar.

Az para değil.

Bir de diğer tarafa bakalım, ne harcıyorlarmış.

2022 YURT DIŞI GEZİLERE HARCANAN PARA 80 MİLYAR LİRA

Geçen yıl sırf Ege adalarına turist olarak giden Türkler YUNANLARA 1 milyar Avro döviz bıraktı. Yani 20 milyar lira.

NOT: Burada bizim turizm alanlarımızın Ege adalarına göre ne kadar KAZIK olduğu gerçeğine girmiyorum. Çünkü yüz karası bir durum bu ve ayrı bir yazı konusu.

Karar gazetesinin haberine göre (*) yıllık olarak değerlendirildiğinde; yurt dışını ziyaret eden vatandaş sayısı bir önceki yıla göre yüzde 165,4 artarak 7 milyon 266 bin 773 kişi oldu ve kişi başı ortalama harcaması 589 dolar olarak gerçekleşti. Böylece yurt dışına giden döviz toplamda 4 milyar 280 milyon doları buldu. Yani 80 milyar 464 milyon lira.

İçki sektörüne gelirsek.

“İslamcı AKP” yönetiminde Türkiye’de alkollü içki pazarında 2004 yılında 66 olan üretici firma sayısı 2019 yılı itibarıyla 249’a ulaşmış.

Beni ilgilendiren meselenin bu yanı değil. İTHAL İÇKİ tüketimi… Migros’a bile gitseniz rafları yabancı şarapların doldurduğunu görürsünüz. Yine ithal içkiye milyarların aktığı açıkça anlaşılıyor.

Özetle FEDAKÂRLIK istenecekse toplumun tüm sosyokültürel katmanlarından istenir.

Tamam, hacca gidilmesin, ama Ege adalarına gidilip Yunanlara da para kazandırılmasın. Yurt dışına çıkış, iş seyahatleri dışında olmasın. İthal içkiler satılmasın.

Olur mu?

Yaaa! Gözleriniz yerinden fırladı değil mi?

Görüşlerine değer verdiğim Siyaset Bilimci ve Yazar Sevgili Sinan Baykent şöyle yazmış:

“Özgürlük ve eşitlik… Birey ve kitle… Egoizm ve diğerkâmlık… Siyaset sistematiğinin gayelerinden biri, insan tabiatına içkin bu çelişkileri idaredir. Denge ve uyum… Tek yöne kaydırılan her ağırlığın yoksunluk/hüsranı tetiklemesi olasıdır. Proudhon bu gerilimi müthiş çözümlemiştir…”

Evet, ben de ağırlığın kesinlikle hiçbir yöne haksız biçimde kaydırılmamasından yanayım. Hem iktidar hem de muhalefet için geçerli bu. Sonu hüsran ve yoksunlukla tetikleniyor, doğru.

Bu arada…

Paylaşımdan saatler sonra bir baktım Ayşe Hanım DM kutuma bir mesaj atmış. Kullandığı üslup beni o kadar şaşırttı ki, anlatılır gibi değil. Partizanlık ve art niyetlilikle itham ediyordu. Elimden geldiğince nazik olmaya çalıştım ama ilk cevabımın ardından beni “YÜKSEK MAAŞLARLA KALEMİMİ KİRAYA VERMEK”le suçlayıp hakaretler etti.

Epey uzun yazıştık.

Baktım, söylediklerime değil SÖYLEMEDİKLERİME cevap veriyordu. Bu hiç de sağlıklı değildi.

Kısaca tam bir hayal kırıklığıydı. Beni tanıyorsanız cevaplarını aldığını da tahmin edersiniz.

Tamamı bende kayıtlı. Etik olarak doğru bulmadığım için yayınlamıyorum ama bu kadarını da bilin istedim.

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
50%
Beğendim
50%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Fuat UĞUR