Hesaplaşma bitince hesabı kimler kapatacak?
Dünya yeniden şekilleniyor ve açık hesaplar kapatılmak isteniyor.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sona ermiş gibi görünse de, kapanmayan hesaplar nedeniyle dünya yeni paylaşım mücadelelerine sahne oluyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası ittifak sistemi Varşova Paktı ve NATO ekseninde şekillendi.
Ancak hesaplar kapanmadı. Kapanmadığı için, esasını Anglosakson İttifakının oluşturduğu küresel düzen, yeni krizler üretmeye başladı.
Üstelik bu krizler tesadüfen ortaya çıkmadı.
Bugün sorunlu bölgelerin tamamı, açılan hesapların yeniden görülmesi ve kapatılması için kullanılan stratejik kozlar hâline geldi.
Yakın tarihimizde bunun örneklerini gördük.
Karabağ’ın özgürleşmesini de bu sürecin başlangıç noktalarından biri olarak değerlendirebiliriz.
Küresel aktörlerin kendi aralarındaki hesaplaşmaları ve alan kapma mücadeleleri tarih boyunca büyük güçler arasında yaşandı.
Dünya savaşları da zaten bu mücadelelerin sonucu olarak çıktı ya da çıkarıldı… Şimdi ise yeniden yeni bir dünya kuruluyor.
Bizim dikkatlerimizi yoğunlaştırmamız gereken temel mesele Türkiye’nin konumudur.
Çünkü iki büyük savaşın sonunda Türkiye, kendisini doğrudan bir aktör olarak masaya taşıyamadı.
Bunun şartları ve nedenleri uzun uzun tartışılabilir.
Ancak bugün meseleye, Osmanlı İmparatorluğu gibi küresel ölçekte etkili olmuş bir devletin mirası üzerinden bakmak zorundayız.
Küresel sistem aslında bize kim olduğumuzu yeniden hatırlatıyor.
Ankara, meseleleri artık küresel ölçekte hesaplıyor. Zaten yapılan hazırlıklara baktığımızda bunun işaretlerini görmek mümkündür.
İslâm dünyasına yönelik bakış açısı, Türkistan hamleleri, Orta Doğu’daki yeni denklemlerde alınan pozisyon, Afrika’da kurulan yeni birliktelikler…
Bütün bunlara birlikte bakıldığında, Ankara’nın küresel hesaplaşmanın önemli bir parçası olarak meydan okuduğu görülüyor. Çünkü Ankara kendi millî hafızasını ve devlet aklını yeniden devreye soktu.
Eski hesapların yeniden açıldığı bu dönemde, en fazla sözü olan merkezlerden birinin adı Türkiye’dir.
Dolayısıyla Türkiye, hesapların kapatılması sürecinde kendi hesabını da yeniden sorguluyor; hakkı olanı geri almayı hedefliyor.
İsrail’in sürekli Yunanistan üzerinden yürüttüğü provokatif hamlelerin ve Fransa’nın bölgedeki hesaplarının sebepsiz olmadığı çok açık.
Bu nedenle özellikle Akdeniz’deki hakların korunması, Kıbrıs meselesi ve Adalar’ın geleceği yeniden masaya gelecek; hatta gelmelidir.
Hesaplar açıldı, savaşlar başlatıldı. Ancak bu hesapları hem masada hem sahada kapasitesi güçlü olanlar kapatabilecek.
ABD ile Çin arasındaki hesaplaşma ise aslında küresel hesap defterlerini yeniden açtı.
Bu tabloda büyük güçlerin, orta ölçekli güçlü aktörlere ihtiyaç duyması kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye de bu durumu fırsata çevirmenin yollarını inşa etmeye çalışıyor. Gelecek nesillere bu sürecin ne kadar çetrefil olduğunu aktarmak büyük önem taşıyor.
Ayrıca bu dönemin, Türkiye’deki siyasi dengelerin yeniden gözden geçirilmesini tetiklediği de açıktır.
Dolayısıyla Türkiye’nin iç siyasetini doğru anlayabilmek için, küreselde nasıl bir yer tutmak istediğini ve nasıl bir rol üstlenmeye çalıştığını doğru okumak gerekir.




