İran halkı, rejim ve saldırılar…

Okuduğunuz Yazı
İran halkı, rejim ve saldırılar…

İçerik

İran meselesi ve jeopolitiği üzerine çok konuşuyoruz. Görünen o ki önümüzdeki dönemde bu konuda farklı yorumlarla daha sık karşılaşacağız. İran’ın sahip olduğu çok katmanlı yapı, rejimin sert yöntemleri ve Devrim Muhafızları’nın neredeyse tek güç olarak öne çıkması; bu yapının sağladığı imkânlarla giderek daha şahin tutum benimsenmesine yol açıyor. Bu durumun bölgeye nasıl bir gelecek vadettiği ise önemli bir soru olarak karşımızda duruyor.

Farkındaysanız son olaylar nedeniyle İran’a yönelik eleştirileri daha temkinli dile getiriyoruz. İran’ın yayılmacı politikaları sonucunda bölgede yaşanan birçok gelişmeye rağmen bugün ABD ve İsrail saldırılarıyla oluşan savaş ortamı, tavrımızın farklı bir noktada şekillenmesine yol açtı. Bu nedenle odağımızı İran halkı ve onların tercihleri üzerine yoğunlaştırmış durumdayız.

Peki bu yaklaşım, İran rejiminin yıllarca yaptığı hataları ve uyguladığı yöntemleri unuttuğumuz anlamına mı geliyor? Elbette hayır. Ancak İran meselesini değerlendirirken ihtiyatlı bir dil kullanmayı tercih ediyoruz. Toplumsal hafıza ve millî kodlar açısından bakıldığında Türkiye ile İran arasında geçmişten gelen birçok olumsuz hatıra da bulunmaktadır. Fakat bugün içinde bulunduğumuz şartlar farklıdır. Bu tarihsel hafızayı bugün yeniden devreye sokmanın İsrail’in işine yarayabileceği ve Müslüman coğrafyada yeni siyonist senaryoların zeminini hazırlayabileceği gerçeğini de not etmek gerekir.

İran ve halkı…

ABD ve İsrail’in birlikte yürüttüğü, uluslararası kuralları hiçe sayan ve sivilleri de hedef alan bu savaş, İran halkının duruşunu ve tutumunu da ortaya koymuş oldu. Günlerce Batı medyasında ekonomik sorunlar ve rejimin baskıları nedeniyle sokaklara dökülen İranlıların protestoları anlatıldı. Ancak bugün aynı sokaklarda ülkesine sahip çıkmaya hazır bir toplum görülüyor.

Bu gerçeğin görmezden gelinmesi, İran üzerine kurulan planların niteliğini de açıkça ortaya koyuyor. Halkın talepleri ancak küresel güç dengelerinin işine geldiğinde “değerli” kabul edilse de İran toplumu, dirayetli yapıya sahip olduğunu herkese göstermiş oldu.

İran hakkında konuşurken ülke içindeki radikal ve daha liberal eğilimler arasındaki mücadeleyi de göz ardı etmemek gerekir. Trump kiminle anlaşmak istiyor? Açıklamalarına bakıldığında Devrim Muhafızları ve radikal kanatla masaya oturmak istemediği anlaşılıyor. Öte yandan Devrim Muhafızları’nın da Trump’ın şartlarına göre bir anlaşmaya sıcak bakmadığı görülüyor.

Bu tablo, İran’daki liderlik sisteminde iktidar ile muktedir arasındaki farkı açık biçimde ortaya koyuyor. Dolayısıyla İran’ı değerlendirirken yalnızca dışarıdaki savaşa değil, ülke içindeki güç dengelerine de bakmak gerekir. Elbette halkın tepkisi de bu denklemin önemli bir parçasıdır. Bu tepki hem son derece kıymetli bir unsur hem de İran rejiminin dayandığı önemli bir güç kaynağıdır.

İran hakkında konuşurken neden dikkatli olmalıyız?

Çünkü toplumların hafızası son derece güçlüdür. Açılan yaralar bazen yüzyıllarca kapanmaz. Halkların hafızası tarihe, edebiyata hatta ninnilere kadar taşınır ve bu birikim devletler arası ilişkileri sürekli etkiler.

İran rejimi ve yöntemleri üzerine elbette ciddi eleştirilerimiz olmuştur. Ancak bugün bunları konuşmanın zamanı değildir. Zaten yaşananların önemli bir bölümü de bu tarihsel ve toplumsal arka plan dikkate alınarak planlanmaktadır.

Katil Netanyahu’nun sık sık İran halkına ve ülkedeki etnik kimliklerin hafızasına yönelik mesajlar vermesi boşuna değildir. Görünen o ki bu fay hatlarını kullanmak siyonist strateji açısından hayati önem taşımaktadır. Böyle bir ortamda bu fırsatı onlara vermek, bölge toplumlarının hafızasında yeni ve olumsuz izler bırakmak anlamına gelecektir.

Dolayısıyla İran yönetimiyle geçmişten gelen sorunlara rağmen bugün İran halkının tutumuna destek vermek yalnızca komşuluk hukukunun değil, aynı zamanda Müslüman olmanın da gereğidir. Her şey sona erdiğinde siyasi rekabet yine devam edecektir; siyasetin doğası bunu kaçınılmaz kılar. Ancak halkların hafızasında komşuların tutumu ve iyi niyeti silinmez izler bırakır.

Türkiye’yi “bayraktar” yapan şeyin adalet ve vicdan anlayışı olduğunu unutmamak gerekir. Komşuluk hukukuna saygı, toplumumuzun temel karakteridir. Türkiye’yi ve Türk siyasetini cazip kılan da tam olarak budur.

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%