Müstehcenlikte sınırı ne çiziyor

Okuduğunuz Yazı
Müstehcenlikte sınırı ne çiziyor

İçerik

Fatma Soydaş dini değerleri aşağılama iddiasıyla gözaltına alındı ama müstehcenlikten tutuklandı. Yani sadece iki gün içinde suçun ağırlık merkezi kaydı…

Baştan söyleyeyim, bu yazı bir kesimin hoşuna gitmeyecek, bir kesimin ise umurunda bile olmayacak. Ama yazmazsam da içim rahat etmeyecek.

Bir dosya ve iki tarih

21 Temmuz’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “ffatmaass_” adıyla içerik üreten Fatma Soydaş hakkında “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama”dan soruşturma açtı; aynı gün Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği hesaplarına erişim engeli getirdi.

23 Temmuz’da gelen tutuklama ise bir diğer gerekçeden çıktı: Müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek.

Özetle kız dini değerleri aşağılama iddiasıyla gözaltına alındı ama müstehcenlikten tutuklandı. Yani sadece iki gün içinde suçun ağırlık merkezi kaydı.

İki tarih, iki madde

Tam da bu yüzden, yazının başında “Bir kesim bu yazıyı sevmeyecek, bir kısım da umursamayacak” dedim. Çünkü Soydaş’a tepkili olan muhafazakârlar, “Tutuklandı işte! Neyle suçlanmış olursa olsun!” diyecek, sözde feministlerse bir kadının özgürlüğünün sınırlarını sırf başörtülü olduğu için tartışma gereği dahi duymayacak.

Ama bence bu değişiklik, yani suçun adının değişmesi, küçük bir ayrıntı değil. Bana kalırsa meselenin bütün gerilimi burada.

“Dini değerleri aşağılama” maddesi muhafazakâr kesimin Fatma Soydaş hesabına bu kadar öfkelenmesine sebep olan durumu yeterince açıklıyordu ve bu dosyayı makul, anlaşılır kılan suçlamaydı. Ama herhalde bu maddenin hem ispatı hem tutuklama eşiği tartışmalı olduğu için hem de sınırı büyük ölçüde yoruma bırakılmış bir norm olduğu, tutuklama gerekçesi müstehcenlik aracılığı suçlamasına kaydı. Çünkü ikincisi daha teknik, katalog suçlar arasında yer alan, tutuklamaya daha elverişli bir zemin sunuyor.

Ancak kamuoyunu ayağa kaldıran gerekçe ile kişiyi cezaevine gönderen gerekçenin farklı olması bize tek başına çok önemli bir şeyi gösteriyor: O da buralarda sınırların ne kadar oynak olduğu gerçeği.

Peki o sınır tam olarak nerede? Dini değerleri aşağılama suçu nerede başlar? Müstehcenlik nerede başlar? Acaba bu dosyada tutuklamayı elverişli hale getirdiği için tercih edilen ikinci zemin, gözaltına alınmasını haklı kılan ilk zemine göre daha sağlam değil de, daha kaygan olabilir mi?

‘O ben değilim’ çağı

Ama önce en baştaki soru: Görüntüler gerçekten ona mı ait?

Soydaş, dolaşıma giren fotoğrafların kendi yüzü kullanılarak yapay zekâyla üretildiğini, kanıt olarak da bir karedeki dört parmaklı ayağı öne sürmüş.

Savcılık buna teknik bir raporla değil, sevk yazısında dosyanın yalnızca fotoğraflara dayanmadığını, taraflara ait buluşma videolarının da bulunduğunu belirterek karşılık vermiş.

Sevk yazısındaki değerlendirme ile bağımsız bir adli bilişim incelemesi aynı şey değildir; ikincisi henüz yok, onu çıkınca göreceğiz. Ama şu bir gerçek ki, yapay zekânın yüzleri çaldığı bir çağda “o ben değilim” demek çok yönlü bir silah adeta. Bir yandan her sanığın elinde hazır bir kaçış yolu, öte yandan görüntüsü gerçekten çalınmış masum insanların savunmasını peşinen çürüten bir gölge.

Peki görüntüler gerçekten yapay zekâ mahsulü mü? Diyelim ki öyle, bunları başkası mı üretti yoksa Soydaş ve ekibinin kendi üretimleri mi? Buralar da aynı ağacın ayrı ayrı yeni soru dallarını karşımıza çıkarıyor.

Örneğin, “Bu görselleri kendileri ürettiyse, bir insanın kendisi yerine yapay zekâ ikizini müstehcen görüntü üretmek amacıyla kullanması durumunda suçun kapsamı ne olur? ” gibi… “Ben yapmadım, yapay zekâ klonum yaptı” ne derece kabul edilebilir bir savunma? Ya dini bakımdan bu soruların cevapları nedir? Günah yapay zekâ çağında nerede başlar?

Sadece bu bile, teknolojinin sadece hukukun değil, din alimlerinin de cevaplaması gereken pek çok soruyu karşımıza çıkarmaya başladığının bir göstergesi…

Demem o ki, bu vakanın açığa çıkardığı mesele, Soydaş’ın haklı ya da haksız olmasından daha uzun süre enine boyuna tartışılması gereken konuları ortaya koydu bile.

Peki müstehcenlik nerede başlıyor

Diyelim ki görüntüler gerçek. O zaman ikinci soru: Müstehcenlik nerede başlar? Ceza kanunu bunun net bir çizgisini vermez; “müstehcen”in tanımı büyük ölçüde savcının ve hâkimin takdirine kalır. Bütün düğüm bu boşlukta.

Kamuoyunun gördüğü ne? Bir öpüşme fotoğrafı ve ücretli hesapta paylaşıldığı söylenen ayak görselleri. Dürüstçe soralım: Öpüşmek suç mu? Bugün başı açık pek çok insanın internette boy boy öpüşme fotoğrafları var. Bugün her dizide, her mecrada sayısız öpüşme sahnesi dolaşıyor. Peki ayak fotoğrafı paylaşmak suç mu? İzlenme uğruna bedeninin şurasını burasını gösteren, çok daha “ciddi” işler yaptığı sanılan nice isim var ortalıkta.

Bu işi beğenmek zorunda değiliz, kişisel olarak onaylamayabiliriz de. Ben de açıkçası Fatma Soydaş’ın bu tarz içeriklerini, hatta kullanıcı adındaki ‘fatma’nın yanına yerleştirilmiş ‘ass’ kelime öbeğinin yaptığı çağrışımı fazlasıyla rahatsız edici buldum.

Ama beğenmemekle suç saymak arasında, bir hukuk devletinin asla atlamaması gereken bir mesafe var. Daha da ötesi, bir öpüşme fotoğrafı, bir ayak fotoğrafı başörtüsüz bir hesap tarafından paylaşılsa sonu müstehcenlik suçlamasıyla tutuklamaya varır mıydı? Başörtülüler için ayrı başörtüsüzler için ayrı sınırlar, yasal sınırlamalar mı belirleyeceğiz? Bunun sonu nereye varır peki?

Bir de şu var: Bu içeriklerin dolaşımında dini görünürlüğe ait etiketler — tesettür, İslam, inanç — bir tür trafik kanalı gibi işliyor. Rahatsız edici tarafı da bence tam olarak bu: Dini sembol, tesettür, kimileri için bir aidiyet iken bu örnekte olduğu gibi, kimileri için bir etiketleme ve erişim aracına dönüşebiliyor. O yüzden dini değerleri aşağılama suçlamasıyla gözaltına alınması mantığa daha uygunken, müstehcenlikten tutuklanması bizi daha sorunlu bir noktaya getirmedi mi?

Başörtülü-başörtüsüz ayrımındaki tehlike

Asıl rahatsız edici ihtimal ise şu: Aynı iş modeli, yani iddialı bir tanıtım görseliyle sosyal medyada ücretli abonelik açma işi, bir isimde sıradan bir magazin haberi olarak kabul görürken, bir başkasında tutuklama sebebi olabiliyor.

Daha yeni, dün ya da bugün, çok ünlü bir isim, bir platformun ücretli abonelik özelliğini bornozlu bir görsel içerikle duyurdu. Kimileri fazla buldu, gündem oldu, ama ortada ne suç var ne soruşturma. Olması da gerekmiyor, o ayrı.

Ama başörtülü bir kız aynısını yapınca bu neden suç oluyor? İşte hukukun eşitliği bakımından, yargının bize cevap vermesi gereken yer burası.

Bu sınırı kim nasıl çiziyor? Bu çizgiyi gerçekten ne belirliyor? İçeriğin kendisi mi, yoksa içeriği üretenin kim olduğu, nasıl göründüğü mü? Çünkü sınırı failin görünümü kaydırıyorsa, çok tehlikeli bir yola gireriz. Başörtülü birinin müstehcenliği şurada başlar, başörtüsüzünki burada; şu görünümdeki kadın şunu yapabilir, bu görünümdeki yapamaz… Böyle bir çifte standart, koruduğunu iddia ettiği değerin de, eşit yurttaşlığın da altını oyar.

Bir fiilin suç olup olmadığını, o fiili kimin ve hangi görünümle işlediği belirliyorsa, orada herkese eşit uygulanan bir hukuktan mı söz ediyoruz, yoksa ölçümü yapan cetvelin boyunu kişiye göre ayarlayan bir refleksten mi?

Merve Şebnem Oruç

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ