NATO asıl; kendi bünyesindeki “radikal Hristiyan” problemini çözmelidir

Okuduğunuz Yazı
NATO asıl; kendi bünyesindeki “radikal Hristiyan” problemini çözmelidir

İçerik

NATO, 1949 yılında, Hristiyan ülkeler tarafından “Haçlı ittifakının silahlı gücü” olarak kurulmuştur. Her ne kadar 12 ülke kurmuş ise de NATO=ABD şeklinde düşünmek daha doğrudur.

İlk yıllardaki hedefi komünizm fırtınası idi ki, Türkiye’nin girişi de zaten bu ortak tehdidin getirdiği bir mantık evliliğiydi ama bu ilişki Türkiye’nin hedeflediği gibi yürümedi.

Tehditleri bertaraf etmek için girdiğimiz NATO, “asıl tehdit kaynağı” oldu. “Dış düşmanlardan korusun” diye üye olduğumuz NATO 27 Mayıs 1960, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 ve 15 Temmuz 2016 darbelerini organize ederek “dışarıdaki düşman”ın yapamadığı hıyaneti yaptı. NATO karargahları “Türkiye’yi nasıl tökezletiriz” sorusuna cevap arayan, bunu planlayan ve uygulayan merkezlere dönüştü. Bizi temsil etmek üzere gönderdiğimiz Kemalist ve FETÖ’cü subaylar ise tıpkı Jön Türk satılmışları gibi “onların çocukları” olarak döndü.

NATO’NUN MASKESİ DÜŞTÜ
“Görünen düşman”ın yok olmasıyla, NATO’nun maskesi düştü ve gerçek kimliği olan “Haçlı ruhu” ortaya çıktı. Bunu da gizlemeyen örgüt, 1990 yılında İskoçya’da yapılan NATO zirvesinde, İngiltere Başbakanı Thatcher’ın “NATO’nun yeni düşmanı İslam’dır” sözleriyle dünyaya ilan etti.

Nitekim ilk askeri tatbikatta “düşman kuvvetleri”ni temsil eden renk, “kırmızı”dan “yeşil”e dönüşmüş, böylece Haçlı Seferleri’ndeki Tapınak Şövalyelerinin görevini, “NATO askerleri” resmen üstlenmişti.

Bunu kamufle için “NATO’nun hedefi İslam değil, İslamî terördür” yalanı kullanıldı. Oysa kendilerine “Müslüman görüntüsü” vererek İslamiyet’i kemiren teröristler, bizzat Batı tarafında üretilip kullanılmaktaydı ve asıl mağdur Müslümanlardı.

Aslında Sovyet tehdidinden sonra Haçlı-Siyonist ittifakı, “İsrail’in güvenle genişlemesi” hedefine yönelik küresel bir operasyon başlattı. NATO’nun patronu Amerika kısaca “Bundan sonra İslam dünyasını hallaç pamuğu gibi atacağım” diyordu. Bunun gerekçesi de, kullanışlı birkaç ahmak sayesinde gerçekleştirilen “11 Eylül saldırıları”nda; 3 bine yakın sivil feda edilerek oluşturuldu.

TERÖRLE SAVAŞACAKLARDI, KANKA OLDULAR
ABD Başkanı W. Bush’un, “Bizim yanımızda olmayan terörün yanındadır” sloganıyla İslam dünyasına karşı başlattığı harekâtın ilk hedefi olan Afganistan’ı 18 yılda bitirdiler ve “savaşmak için” gittikleri Taliban ile masaya oturdular. 2003’te “kimyasal silah var” yalanı ile Irak’ı işgal ettiler, milyonlarca Müslüman öldü, Irak yerlebir oldu ve şimdi halk birbirini yer hale geldi. Demokrasi getirmek için (!) girdikleri Suriye’nin hali ise ortada.

Özetle, 2001’de terörle mücadele (!) için yola çıkan Amerika, şimdi terör örgütleriyle omuz omuza Müslümanlarla savaşmakta; bunu da NATO ile yapmaktadır.

Bu çerçevede Türkiye’yi de hiçbir zaman gerçek üye olarak görmemiş, sadece kullanmak istemişlerdir.

New York’un göbeğindeki sun’i saldırılar yüzünden dünyayı ateşe veren NATO, en büyük risk altındaki üyesi olan Türkiye’nin yıllardır boğuştuğu terör örgütlerine karşı kılını bile kıpırdatmadığı gibi onlarla ittifak yapmıştır. Türkiye’yi, NATO’nun hasmına yakın olmakla eleştirirken, kendisi Suriye’deki üsleri NATO müttefikine değil, hasmına teslim etmiştir. Çünkü Haçlı ittifakı her ittifakın üzerindedir. Müttefikimiz Almanya’nın komutanları, Kudüs’ü İngilizler işgal edince zil takıp oynamışlardı.

NATO DÜRÜST OLMALI
NATO gerçekten kendini güncellemeli ve bu kirli oyuna son vermelidir.

“İslamî terör” diye bir problem yoktur. Her toplumda olabileceği gibi İslam dünyasında da radikaller olabilir ama bunları kullanan yine emperyalist Haçlılardır. Günümüzdeki asıl problem “Radikal Hristiyanlar”dır ve daha da vahimi ise bugünkü Avrupa ve Amerika’yı bu radikal Hristiyanların yönetiyor olmasıdır. NATO’yu oluşturan devletler gerçekten barış istiyorsa önce kendileri “Haçlı” zihniyetini bırakmalıdır.

Bütün bunlar, “NATO’dan çıkalım” sonucu doğurmamalıdır. Asıl o zaman Türkiye, NATO’nun açık düşmanı olur ki, “Radikal Hristiyanlar”ın amacı da budur.

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Nuh ALBAYRAK