Sahada olmayanların finali

Okuduğunuz Yazı
Sahada olmayanların finali

İçerik

Dünya Kupası finalinin asıl hikâyesi sahada değil, tribünlerde yazıldı. Filistin turnuvada yoktu ama “bir bayrakla, bir şerhle” kupanın her karesindeydi.

Dünya Kupası beklendiği gibi büyük bir finalle kapandı. New Jersey’de, MetLife Stadyumu’nda İspanya ile Arjantin’in düellosunda doksan dakika golsüz geçti. Kupayı İspanya’ya uzatmanın ikinci yarısında, yüz altıncı dakikada Ferran Torres’in golü getirdi. Arjantin son bölümü on kişi oynadı, Messi 39 yaşında bir Dünya Kupası finalinde sahaya çıkan en yaşlı oyuncu olarak tarihe geçti, on dokuzundaki Lamine Yamal ise en genci olarak… İspanya 2010’dan sonra ikinci kez dünyanın zirvesine oturdu. Buraya kadar her şey futbol.

Ama bu finalin asıl hikâyesi sahada oynanmadı. O gece sahada forması olmayan iki aktör vardı: İsrail ve Filistin. İkisi de turnuvaya katılmadı ama ikisi de finalden çok konuşuldu, ikisinin de adına taraf tutuldu…

Vekalet sahası…

Final düdüğünden günler önce, karşılaşma çoktan başka bir müsabakaya dönüşmüştü. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ofisinde, Arjantin’in Tel Aviv büyükelçisinin hediye ettiği milli takım formasıyla poz verdi, büyükelçi de paylaşımına “İsrail Arjantin’le” notunu düştü.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Gerardo Milei’den gelen sesli mesaja Netanyahu’nun cevabı kayıtlara geçti: “Seni destekliyoruz. Arjantin’i pek çok şekilde destekliyoruz, yarın da dahil.”

Aynı saatlerde Gazze’de, enkazın arasında maç izlemeye hazırlanan taraftarlar İspanya’yı tutuyordu. Gerekçeleri taktik değildi: “İspanya Filistin davasının yanında durdu.”

Ama aynı taraftarlar bir şerh düşmeyi de ihmal etmedi; İspanya’yı desteklemek Arjantin’e düşmanlık değildi onlar için, Arjantin büyük bir futbol okuluydu ve ona da saygı duyuyorlardı… Siyasetin keskinleştirdiği yerde bile inceliği koruyan, yine Gazzeli taraftarlardı.

Peki iki futbol ülkesi bu kutuplara nasıl geldi? Mesele aslında milli karakter değil, siyasi tercih… Arjantin hep bugün olduğu yerde durmadı; 2018’de Kudüs’te oynanacak İsrail hazırlık maçını tepkiler üzerine iptal eden takım Arjantin’di, Maradona’nın Mahmud Abbas’a “kalbim Filistinli” dediği yıllar da çok uzak değil.

Kırılma Milei’yle geldi. Milei, Arjantin dış politikasını İsrail’e mesafeli bir çizgiden yakın müttefikliğe taşıdı. Ağlama Duvarı ziyareti bu dönüşümün sahnelenmesiydi. İsrail uzun yıllardan beri kendini Latin Amerika’ya tarihsel olarak borçlu hisseder ama Milei’nin Arjantini içinden geçtiği ekonomik darboğazda İsrail’e gerçek manada borçlandı. Tribünde gördüğümüz hizalanma da, Casa Rosada’daki hizalanmanın gölgesinden ibaret.

İspanya’nın açtığı Filistin bayrağı

İspanya ise simetrik biçimde karşı kutba yürüdü. Sánchez hükümeti Filistin soykırımı nedeniyle İsrail’le askeri bağları kesti, yerleşimcilerin ürünlerinin ticaretini yasakladı. Mayıs 2024’te Filistin devletini tanıdı ve bugün AB çapında yaptırım çabasının öncülüğünü yapıyor.

Futbol da devleti takip etti. Yamal’ın şampiyonluk otobüsünde Filistin bayrağı açması bizzat Sánchez’den övgü aldı. Guardiola “Filistin’de soykırım” ifadesini defalarca kullandı. Javier Bardem turnuva boyunca tribünlerde Filistin bayrağıyla görüntülendi.

Böylece iki kaptan, iki siyasi hizalanmanın yüzü haline geldi. İsrail’le geçmiş bağları hatırlatılan Messi ile bayrak açan Yamal… Otuz dokuz yaşındaki veda eden efsane ile on dokuz yaşındaki varisi, aynı anda iki devlet pozisyonunun sembolü olarak okundu.

Taraftarlığın artık yalnızca formaya yapılmadığı bu zamanlarda, formanın armasındaki devletin dış politikası ve Filistin meselesindeki duruşu, bu finalin esas mekanizmasıydı özetle.

Kupa kimin, zafer kimin…

Futbolun “siyaset dışı” olduğu iddiası zaten hep biraz naifti; kupayı ev sahibi ülkenin başkanının takdim ettiği, tribünlerden yuhalamaların yükseldiği bir final gecesi bunu bir kez daha hatırlattı. Ama bu turnuvanın asıl kırılması başka yerde: Devlet başkanlarının açıktan forma tutması, bir finalin iki başkentin dış politikasının vekalet sahnesine dönüşmesi yeni bir eşik…

İspanya kupayı kazandı ve Filistin’i destekleyen herkes Filistin kazanmışçasına sevindi. Netanyahu Arjantin’i tuttu, kaybetti. Futbolun güzelliği mi, enkazın arasında maç izleyenlere küçük bir teselli mi, bilemiyoruz…

Bildiğimiz şu: Filistin sahada yoktu ama bu kupanın her karesindeydi. Bir bayrakla, bir şerhle, bir vicdan sızısıyla… Peki dört yıl sonra, bir sonraki finalde ne olacak? Filistin meselesi hala devam ediyor olacak mı? İsrail daha kaç soykırım suçu işlemiş olacak? Yoksa artık konuşacak başka şeylerimiz mi olacak?

MERVE ŞEBNEM ORUÇ

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ