Seçimi Dündar 2iya 6ültekin kazandı
Günün sonunda Üsküdar’daki tüm bu tartışmalar, pusulalardaki el yazısıyla yazılan G harfi ile Z harfini okuyamayanlar sayesinde yaşandı.
8 Eylül Salı, dördüncü tur: Dündar Ziya Gültekin 23, oy Sibel Tan Çetinkaya 19 oy. Üsküdar Belediyesi’nin başkanvekilliği dün Cumhur İttifakı’nın adayına geçti.
5 Ağustos’ta Gültekin soyadındaki “G” harfinin “6” rakamına, “Ziya” ismindeki “Z” harfinin ise “2” veya “T” harfine benzediği gibi absürt gerekçelerle üçüncü turda beş oyun, dördüncü turda dört oyun geçersiz sayıldığı oylamanın üzerinden 34 gün geçti. O iki tur arasında verilen arada ne olmuşsa olmuş, oylar yeniden bir isimden öteki isme geçmiş ve Çetinkaya başkanvekili seçilmişti.
Bu 34 güne bir yürütmeyi durdurma kararı, dört parti değiştirme, üç gözaltı, iki tutuklama ve çoğunluk sağlanamadığı için ertelenen bir oturum sığdı. Peki hepsi ne içindi?
Bir harfin yazılışıyla başladı
O günkü Meclis Divanı, dünyanın hiçbir yerinde kabul görmeyecek bir antidemokratiklikle 5 Ağustos’ta nasıl böyle bir rezilliğe imza atabildi? Ali Aral, ancak okuma bilmiyorsa mazur görülebilecek bir davranışla nasıl insan içine çıkmayı sürdürebildi? Yeni Partililer nasıl o gün kameralara yansıyan bu rezil hadiseyi yok sayıp karşı tarafı ‘koltuk’ için her şeyi yapmakla suçlayabildi?
Bir eleştiri de Ak Parti’ye yakın olmakla etiketlenen medyaya… Günlerce manşetlerden inmemesi gereken bir rezalet sadece sosyal medyada 1-2 gün gündem olabildi.
Ak Parti grubu Meclis Divanı’na itiraz dilekçesi verdi, ardından iki ayrı suç duyurusunda bulundu. Gültekin İstanbul 2. İdare Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme 24 Ağustos’ta yürütmeyi durdurdu. Kararda geçersiz sayılan pusulalarda yazan tercihin açıkça anlaşılabildiği ve turlar arasındaki gerginliğin seçimin güvenli yürütüldüğüne kuşku düşürdüğü değerlendirmesi yer aldı. Bölge İdare Mahkemesi karşı tarafın itirazını 2 Eylül’de reddetti.
Aradan geçen sürede ne oldu?
En ‘tarafsız’ yorumcular bu çağda el yazısıyla pusula mı doldurulurmuş diye eleştiri getirdi. Sanki herhangi bir çağda Dündar 2iya 6ültekin diye bir isim varmış, olabilirmiş gibi, bu eleştiri normal kabul edildi. O günkü Meclis Divanı’nın çevirdiği oyunun üstü yönetmelik eleştirisiyle kapatılıverdi.
Nitekim kim ne derse desin, hakkı yenen tarafın itirazlarıyla tartışma divana, divan yargıya, yargı da konuyu yeni bir seçime taşıdı.
O sürede ayrıca dört CHP’li meclis üyesi istifa edip Ak Parti’ye katıldı. İki Ak Parti kökenli CHP’li meclis üyesi iki farklı soruşturmada tutuklandı, bir diğeri adli kontrolle serbest bırakıldı.
8 Eylül’deki oturumu da Ali Aral başkanlığındaki aynı Meclis Divanı yönetti. Bu 34 günde okumayı sökmüş olacaklar ki, 5 Ağustos’ta da aynı çıkacağı belli olan tablo bu kez absürt iddialarla tersine çevrilemedi.
Bu arada konuşulanlar
4 Eylül’de Üsküdar Belediyesi’nin önünde ortak bir açıklama yapıldı. Kürsüde CHP Sözcüsü ve yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Müslim Sarı, Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, CHP Üsküdar İlçe Başkanı Zerrin Civandağ ve YENİ Parti Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü vardı. CHP o kürsüde bizzat Genel Merkez tarafından temsil edildi. Ertesi gün iki grup da salona girmedi, çoğunluk oluşmadı, seçim üç gün ertelendi.
Birinin diğerini ‘hain’, ötekinin berikini ‘hırsız’ olmakla uzun süredir suçladığı iki kardeş… Pek çok cephede kavgayı sürdüren bu iki kardeş, o gün Üsküdar Belediyesi’nin önünde ‘koltuk’ Ak Parti’ye geçmesin diye uzlaşmış görüntüsünü verebildi. Ve herkesin aklına “Acaba uzlaşacaklar mı, barışacaklar mı?” soruları düşerken, bazıları da “Bir dakika, bir dakika…” diye itiraz edebildi.
Arınma CHP’ye bir ölçüydü, uygulanmadı
Neden? Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu 20 Mayıs’ta yayımladığı videoda partiye seslenmiş, emanetin kirletilemeyeceğini söylemiş ve gerektiğinde arınmayı bilmek gerektiğini vurgulamıştı. İlk çağrı Kasım 2025’te gelmişti; söylem o günden bu yana sürüyor. Arına arına CHP’de Özgür Özel’e yakın isim neredeyse kalmadı.
Ama arınma yalnızca bir ahlak beyanı değilmiş anlaşılan. Bir gerekçeymiş. Ve “biz temiziz” cümlesinin devamında gelen, “O halde partiyi biz yönetmeliyiz” cümlesi varmış. Yani muhatabı dışarıda tutmak için üretilmiş bir ölçüymüş bu arınma beyanı.
Bu ölçüye göre Üsküdar’da dışarıda tutulması gereken taraf, 5 Eylül’de aynı kürsüye ortak edildi. Neden? Koltuk, üçüncü tarafa, yani Ak Parti’ye geçmesin diye.
8 Eylül’de pratiğe ne kadar yansıdı yansıyabildi, o da ayrı bir bahis.
Fakat burada ‘arınma’ ilkesiyle ‘koltuk’ mekaniğinin çatıştığı rahatlıkla söylenebilir. Arınma ilkesinin, koltuk mekanizması çalıştırılırken grileşmesinin bazılarınca “bir dakika ama” diyerek sorgulanması da normaldir.
Bugün artık, birkaç günlüğüne de olsa askıya alınabilen bu ilkeli duruşun, başka bir seçimde, ya da olası bir İBB seçiminde yeniden devreye alınıp alınmayacağı da merak konusudur. O zaman da ortaya şu soru çıkacaktır: Bu ilkelerin açma/kapama tuşu nerededir?
Şimdi soruşturma var
Öte yandan, YENİ Parti İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, seçimin ardından meclis üyesi Ayhan Aydın’ın kendisini arayıp bir savcı tarafından tutuklamakla tehdit edildiğini söylediğini öne sürdü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 8 Eylül akşamı resen soruşturma başlattı ve Aydın’ın ifade vermek üzere hazır edilmesi talimatını verdi.
Soruşturmanın açılması iyi bir şey. Ayhan Aydın’ın kendisini tehdit eden varsa da söylemesi yoksa da söylemesi herkese tablo hakkında bir perspektif daha verecektir.
Günün sonunda Üsküdar’daki tüm bu tartışmalar, pusulalardaki el yazısıyla yazılan G harfi ile Z harfini okuyamayanlar sayesinde yaşandı. 34 gün boyunca sadece bir ilçenin yönetimi değil, televizyon ekranları da felç edildi. Sonuçta kaybeden tarafın elinde ne kaldı?
Hem CHP cephesinin hem de YENİ Parti cephesinin meseleye dönüp bir de buradan bakması iyi olacaktır.




