Sevr Paçavrası ve Sultan Vahideddin Han

Okuduğunuz Yazı
Sevr Paçavrası ve Sultan Vahideddin Han

İçerik

Tarihin cilvesine bakın. Memleketi düşman işgaline açık bir hale getiren ve parça parça işgal ettiren Mondros Mütarekenamesi’nin, altına imza atan kadro, Başbakanlığa kadar yükseliyor, büyük devlet adamı vasfını kazanıyor, fakat Sultan Vahideddin Han, imzalamadığı ama vakit kazanmak için sümen altına attığı ve “onu elime aldığımda acı bir ürperti hissettim. Asla imzalamadım imzalayamazdım da. Kafama silah dayasalardı istifa edecektim ama imzalamayacaktım” dediği ve üzerinde de imzası bulunmadığı ve hiçbir zaman yürürlüğe girmeyen, ve tarihe “kadük antlaşma ya da proje” diye geçen “Sevr” den dolayı vatan haini oluyor. Kader işte…

 

Mütarekeye katılan heyet dört gün sonra İstanbul’a geri döndü. 10 Kasım 1918 Cuma günü, Cuma selamlığından sonra padişaha olan saygılarını arz ve gelişmeler hakkında bilgi vermek için Yıldız Sarayı’na gitti. Fakat padişah Vahideddin Han, yorgun olduğunu ve istirahat için odasına çekildiğini bildirerek heyet üyeleriyle görüşmeyecektir.(1) Huzura kabul olunmak için bekleyen heyet reisi Rauf Bey, Başkâtibe bir müjde verir gibi şu bilgiyi verecektir;

“…Almanlar Goben (Yavuz) zırhlısını bize bıraktılar!” (2)

 

Evet, Türk Murahhas ekibinin, Mondros’tan döndüğünde elindeki tek zafer budur! Goben’in bize bırakılması…

Fakat, Rauf Bey ve ekibinin zafer kazanmış muzaffer bir komutan edasıyla İstanbul’a döndüklerinden tam onüç gün sonra, Mondros’un 7. maddesine dayanarak 13 Kasım 1918 günü, 22’si İngiliz, 12’si Fransız, 17’si İtalyanlara ve 4’ü de Yunanlılara ait olmak üzere 55 parçadan oluşan İtilaf donanması İstanbul Boğazına demir attı. Fakat 15 Kasım günü bu rakam 167’ye yükseldi.(3)

Burada da kişinin kendi hakkını savunması esastır ilkesine uyarak Sultan’ın bu konuda yazdıklarını şahsî müdafaa olarak kabul edelim ve isterseniz şimdi de bu konuda Sultan Mehmed Vahieddin Han, kendisini nasıl ifade etmiş bir bakalım;

İşte, tarihin verdiği bu katî hükmü ispatlayan sağlam deliller;

1- Sevr’den her bahsedildiğinde “Musibetler Mecmuası” “Mecelle-i Mesaib” diyen ve Antlaşmayı tasdik etmektense tahtımdan feragat etmekte kararlıydım, ifadesini kullanan Padişah Vahideddin Han, Avni Paşa’ya dikte ettirdiği hatıralarında kendini şöyle ifade etmektedir“… O Sevr ki ilk defa elime aldığımda keskin bir acı ve korkulu bir ürperti hissettim… Sevr bana göre ne bir antlaşma ne de bir paktı. Kötülüğün baştan aşağıya ta kendisiydi.”

Bu belge elime geldiğinde, mecburi ve geçici bir imza taktiğiyle biraz zaman kazanmaya çalıştım. Eğer işler kötü gider ve bu oyalamayı başaramazsam antlaşmayı imzalamaktansa tahtan feragata kararlıydım. (4)

2- Yurdu terk ettikten sonra Mekke’de yayınladığı bildiride de hemen hemen aynı şeyleri söylemiştir;
“… Ben Sevr Antlaşmasını kesinlik kazanmış bir şekilde tasdik etmedim. Meselenin kesinlik kazanmasının Meclis-i Mebusan’ın kabulünden sonra beklediğini ve hak ve adaletle bağdaşmayacak şekilde gayr-ı tabii olan böyle bir antlaşmanın devam edip uygulanamayacağını bildiğimden hakkımızın anlaşılmasına uygun bir zamanın gelmesine kadar vakit kazanmaya devam ederek antlaşmanın hükümet tarafından kabulüne taraftar göründüm.(5)

3- Hükümdarın damadı İsmail Hakkı Okday Bey’e göre ise Sultan Vahideddin, anlaşmanın geçici bir süre ile dahi imzalanmasına karşıdır. “…Sultan Vahideddin Han, ekim ayında müttefiklerin onca baskısına ve Damat Ferit Paşa’nın kanunî mecburiyet olduğunu hatırlatmasına rağmen Sevr Antlaşmasını geçici olarak dahi imzalamayı reddetmişti.

Sevr Antlaşması’nı daha sonra imzalamayı reddederek Sultan çok açık bir biçimde bu barışın şartlarını kabul etmediğini yeterince göstermişti” .(6)

O halde İstanbul Hükümeti Sevr’i niçin imzaladı?

İstanbul’un elden gitmesi korkusundan ve basiretsizliğinden!… Sadaret, yani Başbakanlık koltuğunda Türk Tarihinin belki de en cahil, en alık ve en korkak isimlerinden birinin, Damat Ferid Paşa’nın oturuyor olması bu antlaşmanın hükümetçe kabulünün en etkili sebebi dir.

Sevr’in resmi adı Barış Antlaşması idi. Müttefik ve ortak devletlerle Türkiye arasında imzalanmıştı. Müttefik Devletler; İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya’dır. Ortak devletler ise; Belçika, Polonya, Romanya, Hicaz, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti,Çekoslovakya, Portekiz, Yunanistan ve Ermenistan idi. Antlaşma metninde Osmanlı için Türkiye diye bahsediliyordu. Bizde yaygın olarak bilinenin aksine Sevr’in altında o zamanın Sadrazamı olan Damat Ferid Paşa’nın imza sı yoktu.
Antlaşmaya Türkiye adına Bern’deki olağanüstü temsilci ve tam yetkili ortaelçi Reşad Halis Bey ile her ikisi de Ayan Meclisi üyesi yani senatör olan Rıza Tevfik Bey (Bölükbaşı) ve Hadi Paşa imza koymuşlardı. (7)

Sevr, her ne kadar uluslararası platformda antlaşma olarak adlandırılmışsa da o bir antlaşma değil, imzalanmadığı için “proje” olarak kalmış bir plandır.(8)
Nitekim Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta;
“…Efendiler! Mondros’tan sonra Türkiye’ye galip devletler tarafından dört defa sulh şartları teklif edilmiştir. Bunlardan biri Sevr Sulh Projesidir. Bu proje, hiçbir müzakerenin mahsulü olmayıp İtilaf devletleri tarafından Yunan Başbakanı Mösyö Venizelos’un da iştirakiyle tanzim ve Vahideddin Hükümeti tarafından 10 Ağustos 1920 de imza edilmiştir.

Bu proje, TBMM’ce bir münakâşa konusu bile addedil-memiştir.” demektedir (9)
Dikkat edilirse M.Kemal Paşa, bu metni daima proje diye isimlendirmekte ve projenin imzalanışını Vahidedin’in Hükümeti tarafından diyerek Vahideddin Han’a değil, hükümete izafe etmektedir.(10) Hatta İsmet İnönü bile kendi hatıralarında Sevr’den bir anlaşma olarak değil, bir proje olarak bahsetmektedir.(11)

Sultan kendi ifadesi ile “her kötülüğün kendisi” olan bu Sevr paçavra projesini, Damat Ferid Paşa’nın zorlamasına rağmen sultan tarafından imza edilmemiş bulunduğu devrin İç İşleri Bakanı Ahmet Reşit Rey, tarafından hatırlarında açıkça ifade edilmektedir;

“Zat-ı Şahane’nin bu metni Sadrazam Ferid Paşa’nın, telkin ve zorlamasına rağmen, tasdikinden kesin bir şekilde kaçındığı şüpheden uzaktır.”(12)

Sultan’a hain damgası vurulmasına sebep olarak gösterilen Sevr Projesi’nin Sultan tarafından onaylanmadığı Avrupa tarafından bilinen bir gerçekti. Nitekim o günlerde Almanya’da çıkan; “Deutsche Tageszeitung Gazetesi”nin de satırlarında yer bulmuştur….. 

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Ahmet ANAPALI
Ahmet ANAPALI