Şikâyet makamından kalkıp gerçekliğe dönmeliyiz
“Eğer düzenli bir şekilde çalıştığınız halde uyduruk bir tatil yapamıyorsanız…” diye başlıyordu cümle.
Bir kirli propaganda.
Konforun, lüksün, daha çok tüketmenin kara propagandası, sosyal medyada oldukça yaygın.
Peki, kanaat etmeyi, çözüm üretmeyi, çalışkanlığı, tasarrufu ve manevi değerlerle haz almanın lezzetini kim anlatacak bize?
Küresel kapitalist çeteler, tüketim çılgınlığını tüm toplumlara, yaşamın normali gibi dayatırken sade yaşamı bize kim hatırlatacak?
Hocalar, kanaat önderleri veya müellifler değil!
Bizatihi hanemizin içindeki büyüklerimiz… Dün böyleydi; olması gereken de bu.
Evin annesi ve babasının hayat görüşünde acaba hangi eğilim baskın?
Bakınız, hayat pahalılığını örtmenin çabası gibi görmeyiniz bu söylemlerimi.
Konunun rakamsal tarafını ayrıca tartışacağız.
Öncelikle biz çok değiştik, bunu vurgulamak istedim.
Dün böyle değildi bu toplum.
Elinde yokken de mutlu olabiliyordu. Kadınlarımız kanaat eden tavrıyla hürmet görür; sabrı, çalışkanlığı ve şükrü elbise gibi giyinirdi.
Peki ya şimdi… “Tatile gidemiyorum” diye söyleniyor, şikâyetini yapıyor.
Bu şikâyetleri dinleyen gençler de zannedecek ki, Türkiye bir İskandinav ülkesi.
Türkiye’nin coğrafyadaki yeri nettir. Ülkenin ekonomik koşulları ve yakın geçmişimiz de hafızamızda çok tazedir.
Halkın zar-zor geçindiği, musluklardan suyun akmadığı, havasının puslu, ekonomisinin çokça dalgalı olduğu, ithalata odaklı yaklaşımla üretimin desteklenmediği, imamın ve öğretmenin pazarda limon sattığı, doktorun ise kibirden yanına yaklaşılmadığı günlerdi…
Oysa Recep Tayyip Erdoğan döneminde yükselen ekonomik ivmeyle, büyük kitlelerin hayatları değişmiş ve koşullar itibarıyla hane halkı olarak otomobil sahibi olmuş ve ülke içinde seyahat eder hale gelmişlerdi.
Pandemi, savaş ve deprem gerçekliği ile daralan ekonomik koşullarda da hemen şikâyete başlamış, yönetimi beceriksizlikle suçlamışlardı.
TÜRKİYE BİR İSKANDİNAV ÜLKESİ DEĞİL
Şimdi sosyolojik durum tespitinden çıkıp verilere göz atalım.
Türkiye’nin ekonomik serencamında Özal ve Erdoğan dönemlerinde bir kalkınma görmekteyiz. Onun dışında, hep yokluk ve yerinde sayan bir Türkiye gözlemlemekteyiz.
Türkiye’de yılda bir defa, beş günlük tatil yapmak her zaman lüks bir eylem olmuştur. 2020 itibarıyla tatil yapanların oranı yüzde 40 civarında.
1990’lara gidildiğinde bu rakamın yüzde 20 olduğu tahmin ediliyor.
Şimdi Avrupa’ya bakalım… Balkanların durumu, istatistiklere göre Türkiye ile benzerlik gösteriyor. Avrupa’da en fazla tatil yapan kesim; İskandinav ülkeleri. İsveç, Norveç gibi ülkelerde tatil yapan nüfus, yüzde 62 oranında gözlemlenmekte.
Peki dünya genelinde durum ne?
Dünya nüfusu; 7 milyar 800 milyon küsür. Bu nüfusun sadece 500 milyonu takribi olarak her yıl düzenli şekilde tatil yapabilmekte.
Dünyanın genelinde tablo böyleyken birileri halkın aklıyla alay ediyor.
100 sene önce İstiklal savaşı vermiş bir ülke ve her 10 senede bir, darbeyle durdurulan bir coğrafya olarak Türkiye’nin, 20 senede Norveç normlarına gelmesini beklemek…
Bu elbette ütopik bir yaklaşım…
Üstelik dünyada para bolluğu bitmiş ve küresel afetlerle karşı karşıya iken gerçekçi yaklaşacağım; bireysel olarak olanı koruyabiliyorsanız kendinizi kârda saymalısınız.
2020’DE BAŞLAYAN SÜREÇ BİTMEDİ
Afetler, iklim değişikliği, küresel kıtlık endişeleri…
Bir de buna savaş senaryosu eklediğimizde tatil konuşmaları yapacağımıza, hane halkı olarak akılcı yöntemlerle tasarrufa yönelmeliyiz.
Rusya-Ukrayna Savaşı yayılma emareleri gösteriyor. Polonya bu konuda gündemde.
IMF’ye tüm borçları ödeyerek 2013’te büyük kalkınma sağlayan Erdoğan hükümeti, bugün aynı rakamları yakalayamıyorsa bu durum; hükümetin kabiliyetini sorgulamayı değil, konjonktürü gündeme almamızı gerektiriyor.
Yazının başına dönersek, “Eğer düzenli bir şekilde çalıştığınız halde uyduruk bir tatil yapamıyorsanız, kötü yönetiliyorsunuzdur. Öyle karmaşık rakamlara, büyük analizlere ve beylik cümlelere gerek yok” diye toplumu kışkırtan akla, ben de şu soruyu soruyorum:
Genel seçimlerde sekiz yardımcılı Kılıçdaroğlu, Başkan olsaydı ülkenin ekonomisi ne olurdu?
Kendi içlerindeki kaotik durumla, ekonomi yönetiminde başarısız olacakları aşikârdı.
Pasta dağılımında PKK ve FETÖ’ye verilecek alanlarla birlikte iç savaşın çıkması, işten bile değildi.
Dolayısıyla bugün bir devletimiz var ve şikâyet edebiliyorsunuz.
Kılıçdaroğlu hükümetinde şikâyet edecek bir devletiniz de olmayabilirdi. Allah korudu.