Sokak çeteleri, ünlülerin haz dünyası ve kayıt dışı hayatlar

Okuduğunuz Yazı
Sokak çeteleri, ünlülerin haz dünyası ve kayıt dışı hayatlar

İçerik

Bir zamanlar akşam haberlerinde “dünyadan haberler” bölümü olurdu. Meksika’dan, Brezilya’dan sokak çeteleri, uyuşturucu baronları ve mafya hesaplaşmaları izlerdik. Bunlar bize uzak coğrafyaların hikâyeleriydi. Türkiye’de ise Yeşilçam’ın mafya tiplemeleri vardı; kendi raconu olan, çoğu zaman fakiri kollayan, düzeni kendi çapında sağlamaya çalışan figürlerdi. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo bundan köklü biçimde farklılaştı.

Kentler büyüdü, mahalle kültürü çöktü. Tek bir binada yüz ailenin yaşadığı, bir sitenin nüfusunun Anadolu’daki küçük kasabaları geçtiği bir hayata geçtik. Kimse kimseyi tanımıyor, kimse kimseye kefil değil. Sosyal denetim ortadan kalktı. Devlet son on beş yıldır ağırlıklı olarak terörle mücadeleye, dış politika hamlelerine ve büyük altyapı yatırımlarına odaklandı. Bu alanlarda önemli başarılar elde edildi. Ancak iç siyasette rekabet, İmamoğlu davaları ve CHP’nin bitmek bilmeyen yolsuzluk tartışmalarına sıkıştı. Toplumun derinlerinde büyüyen ve sosyal çözülme ise yeterince gündem olmadı.

Bugün karşımızda dindar, laik, sağcı, solcu ayrımını aşan; kazanç ve haz merkezli bir toplum yapısı var. “Gemisini yürüten kaptan” anlayışı ortak ahlakın yerini aldı. Bu tablo modernliğin kaçınılmaz sonucu değil; sosyal planlamanın ihmal edilmesinin sonucudur. Devlet Planlama Teşkilatı’nın yerini alan Strateji ve Bütçe Başkanlığı’yla yapılan bir görüşmede söylenen şu cümle meselenin özünü anlatıyor: Fiziki planlamada bir eksiğimiz yok fakat sosyal planlamada yabancı misyonların etkisi çok arttı.

İstanbul’un ilk planlama dairesini kuran, Turgut Cansever’le birlikte çalışan Orhan Erdenen’in yıllar önce söylediği gibi; planlamada atılan bir çizgi düzeni, başka bir çizgi kaosu üretir. Bir çizgi huzuru, diğeri huzursuzluğu belirler.

Sokak çeteleri meselesi sanıldığı gibi sadece emniyet ve adaletin konusu değildir. Bir genç suç dosyasına girmişse zaten geç kalınmış demektir. Bu iş asayişe intikal ettiyse biz o genci kaybetmişizdir. Asıl sorumluluk aile politikalarında, eğitim sisteminde ve gençlik politikalarındadır. Aile Bakanlığı’nın sosyal destek mekanizmaları, Millî Eğitim Bakanlığı’nın değer, norm ve davranış kazandıran yapısı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın gençleri spor ve sanatla kimlik sahibi yapan uygulamaları bu zincirin halkalarıdır.

Bazı ülkelerde ilkokul ve ortaokulun önemli bir kısmı sadece davranış eğitimine ayrılır. Bilgi sonraki yıllara bırakılır. Bugün verilen bu davranış bilinci, on beş yıl sonra toplumun genelini etkileyen bir sonuç üretir. İhmal edilen her birey aile için bir sorun, toplum için bir yara, devlet için ise kalıcı bir maliyettir.

Bir televizyon kanalında çukur adında bir dizi vardı bugün bizim günlük hayatımıza dönüştü bu tür özendirici diziler konusu da başka bir yazıda ele almayı hak ediyor

Aile yapısındaki dönüşüm de bu süreci hızlandırdı. Klasik ailede harcama tek elden yönetilirdi. Baba kazanır, anne sistemi kontrol ederdi. Gençlerin temel ihtiyacı yol harçlığıydı. Bugün ise iş yapsın yapmasın ailenin her ferdinin telefonu, internet harcaması, sosyal çevreye ayak uydurma zorunluluğu var. Her bir genç ekonomi yöneten genç haline geldi

Ailenin her bireyi için ayrı bir tüketim kalemi oluştu. Mesleği olmayan, iş gücü piyasasında tutunamayan, yüksek ahlaki ve dini değerlerle donatılmamış gençler; herkesin sahip olduğuna sahip olma arzusuyla baş başa kaldı. Bu arzuyu yönetecek meşru kanallar olmadığında devreye organize yapılar giriyor.

Bir diğer tahrip edici alan ünlüler dünyasıdır. Sayıları toplasanız yüz bin kişiyi geçmeyecek bir kesim, toplumdan kopuk bir hayat yaşıyor. Uyuşturucu, haz partileri, ölçüsüzlük ve sorumsuzluk; ekranlar aracılığıyla rol model olarak sunuluyor.

Sanatçı olunca ahlaktan uzak, erdemden yoksun bir hayat yaşamak sanki meşruymuş gibi bir algı üretiliyor. Bu pespayeliğin adına modernlik deniliyor. Oysa bu, açık bir kültürel çürümedir.

Helalinden kazanan, vergisini veren, emeğiyle servet biriktiren bir iş insanının çocuğu uyuşturucu partilerinde final yapmaz. Ama kayıt dışı gelir, kayıt dışı zenginlik ve kontrolsüz servet tam olarak bu hayatları üretir.

Bugün bu ülkede kayıt dışı hayatlar, kayıt dışı zenginlikler ve toplumla hiçbir bağı olmayan servetler vardır. Daha da vahimi, devlet ihaleleriyle zenginleşenlerin dahi servetlerini İngiltere’ye taşıma gayreti vardır. Bu, sadece ahlaki değil, aynı zamanda siyasi ve sosyal bir güven krizidir.

Bu tablo karşısında sosyal hayata dokunan bakanlıkların, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, erdemli zenginlerin ve köklü kurumların bir araya gelmesi zorunludur. Nesnelerin birbiriyle konuştuğu bir çağda, insanların birbirleriyle konuşmadığı bir toplum ayakta kalamaz.

Şükür ki iki yüz yıllık yoğun baskıya rağmen Türk aile yapısı tamamen bozulmadı. Hâlâ buradan nefes alıyoruz. Ancak bu son savunma hattıdır.

Pek çok muhafazakâr baba çocuğuyla konuşamamaktan dert yanıyor.

Eskinden milliyetçiler bu sloganı kullanırdı: Ey Türk titre ve kendine gel.

Topyekûn aynaya bakma vaktidir.

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
İhsan Aktaş