Sözünü tutmayan adam

Okuduğunuz Yazı
Sözünü tutmayan adam

İçerik

Bu ülkede bir siyasetçinin uyuşturucu kullanımı gibi bir konuda sözünü tutmamasının hiçbir bedeli yoksa, onu aday gösterenler, o söze inanıp oy veren insanların yüzüne nasıl bakacak?

On iki yıl önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade veriyor. Henüz belediye başkanı değil, ünlü bir oyuncu…

Esrar kullandığını kabul ediyor ve pişmanlığını şöyle gerekçelendiriyor: Sinema ve dizi oyuncusu olduğu için toplumda tanınan bir insanmış. Bir daha kullanmayacakmış. Bağımlı olmadığı için de kendi isteğiyle bırakacakmış.

Aradan on iki yıl geçiyor. Aynı adam tanınan biri olmanın getirdiği sorumluluktan söz ettiği o tutanağın üzerine toplumdan oy istiyor. Alıyor da.

Ve bugün Etimesgut Belediye Başkanı olarak tutuklu bulunduğu soruşturmada verdiği kan örneğinde, on iki yıl önce bir daha kullanmayacağına söz verdiği maddenin izi çıkıyor.

Bu meselenin ahlaki merkezinde savcılığın iddialarından da önce, kendi kurduğu o üç cümle duruyor.

Ölçüyü biz koymadık

4 Ağustos 2026 tarihli Adli Tıp Kurumu’nun elektronik imzalı raporunda, tutuklu Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun kan örneğinde esrarın etken maddesinin metaboliti tespit edildiği yazıyor. Aynı soruşturmada tutuklu Başkan Yardımcısı Mutlu Kerimoğlu’nun örneklerinde kokain bulundu.

Burada birazcık dikkatli olacağım çünkü bu tür meselelerde en kolay yol ahlak bekçiliğine soyunmaktır. Bu ülkede bağımlılıkla boğuşan ve utancından susan çok insan var.

Ama Beşikçioğlu 12 yıl önce bağımlı olduğunu söylemedi. Tam tersini söyledi. “Bağımlı değilim, kendi isteğimle bırakacağım” dedi. Tanınırlığın sorumluluk doğurduğu da kendi beyanı. Yani ölçüyü dışarıdan getirmiyoruz; beyimizin kendi eliyle masaya koyduğu teraziye kendi sözünü koyuyoruz.

Sözün ucuzlaması…

Yolsuzluk suçlamaları, zimmet, rüşvet, ihaleye fesat, irtikap, örgüt kurma… Bakın bunların hepsi iddia aşamasındadır ve masumiyet karinesi herkes için geçerlidir. Ama toksikoloji raporu iddia değil, bir ölçümdür. Ve asıl ahlaki sorun o ölçümün verilmiş sözü yalanlıyor olması.

Bugün ülkede bir taraf şöyle diyor: Ülkede siyasi bir kriz yaşanıyor, muhalefet partisinin başındaki isim yargı kararıyla değiştiriliyor. Öteki taraf da şunu söylüyor: Siyasi kriz arıyorsan rakamlara, ihale dosyalarına, banka hareketlerine bak. Oysa kriz aslında çok daha yalın bir yerde… Sözün ucuzlamasında…

Bir insanın devletin resmi kaydına geçmiş taahhüdü on iki yıl sonra bir laboratuvar sonucuyla boşa çıkıyorsa, o kişinin kürsüden verdiği sözlerin ağırlığını nasıl ölçeceğiz? Diğer bütün cümlelerini hangi teraziye koyacağız?

Şunu da söylemeden geçmeyelim: O ifade bir sır değildi; devletin kayıtlarındaydı. Bir siyasi parti bu ismi başkentin en kalabalık ilçelerinden birine aday gösterirken bu kaydı görmedi mi? İki ihtimal var ve ikisi de rahatlatıcı değil: Ya bakmadılar ya da baktılar ve önemsemediler. Birincisi ihmal, ikincisi tercih.

Seçmenin hakkı…

Bütün bunların sonunda bir yerde bir insan var. Etimesgut’ta sabah işe giden, akşam evine dönen, sandığa gidip oyunu kullanan ve o oyun karşılığında kendisine dürüstlük vaat edildiğine inanan bir insan.

O insan bir kişiye değil, bir güven zincirine imza attı: Adayı süzen partiye, o adaya kefil olan yöneticilere, kürsüde “liyakat” diyen başkana.

Seçmene saygısızlık ihaleyle başlamaz, ihaleden çok önce başlar. Tutulmamış bir sözün tutulmuş gibi sandığa taşınmasıyla başlar. Gerisi de zaten çorap söküğü gibi gelir.

Yargı süreci işleyecek, iddialar mahkemede sınanacak. Kimin suçlu olduğunu mahkeme söyleyecek. Ama şu soru mahkemeyi beklemek zorunda değil: Bu ülkede bir siyasetçinin uyuşturucu kullanımı gibi bir konuda sözünü tutmamasının hiçbir bedeli yoksa, onu aday gösterenler, o söze inanıp oy veren insanların yüzüne nasıl bakacak?

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ