Ukrayna neden Avrupa’nın sorunu oldu?
Avrupa’nın başında bir Ukrayna sorunu varsa, bunun sebebi ABD. Bütünüyle ABD değil, yani hükumetin talebiyle, Kongre’nin onayı, veya NATO’nun en yüksek karar organı Kuzey Atlantik Konseyi’nin oy birliği ile attığı bir adım yok ortada; Trump’ın ifadesiyle, “Beyaz Saray’ın bodrum katlarında gizlenmiş Küreselci çete tarafından Amerika’nın başına gelmiş en kötü başkan Biden’a zorla aldırttıkları bir karar” var
Trump, Ukrayna konusunda kendi ülkesinin attığı her adımı, örneğin İstanbul’da 2022 baharında yürütülen ve başlamak üzere olan Ukrayna-Rusya savaşını daha ilk günlerinde durdurmak üzere olan müzakerelerin başarısız olmasında İngiltere başbakanı Boris Johnson ile ABD Başkan Biden’ın rol oynadıklarını açıkça söyledi; ABD savunma ve diploması yapılarını, eleştirdi, kınadı hatta alay etti. “Sahtekar ve uykucu Joe yüzünden, her ay 30 bin Ukraynalı genç, çocuk asker ölüyor” dedi.
Ne kadar eleştirirsek, eleştirelim, Trump, daha sonra “Dünya haritasını yeniden çizmeye meraklı Küreselciler” diye adlandırdığı Bush-Biden ekibinin Ukrayna üzerinden Rusya’ya, oradan da Pekin’e yol açma planını hiçbir zaman onaylamadı; ilk günden beri, Rusya’yı son ana kadar aldığı Ukrayna toprağıyla yetinerek derhal durmaya çağırdı; Ukrayna’yı da Rus işgal altındaki toprakları savaşla geri alamayacağına ikna etme gayreti içinde oldu.
Trump’ın bir gayreti daha var; belirtmeden geçmek haksızlık olur! Trump’ın Biden’ın Ukrayna’ya verdiği roketlerin ve tank mermilerinin parasını Avrupa’dan tahsil etmeye çalışıyor. Avrupalılar ise Ukrayna’nın bir Avrupa meselesi olduğuna o kadar inanmışlar ki, Trump’ın talebi ile savunma bütçelerini ve NATO’ya katkılarını artırmaya başladılar. “Bu savaşı biz başlatmadık; devamında da bizim çıkarımız yok” diyeceklerine, mesela Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Moskova’ya bir danışmanı göndererek Putin ile diyalog kurmaya; Trump’ın ikna edemediği Putin’i iknaya çalışıyor.
Macron bir taraftan da AB’nin “Avro tahviller aracılığıyla ortak borçlanma kapasitesi” kurmasını istiyor; çünkü çevre koruma, yapay zekâ ve kuantum teknolojisine ortak yatırımların ağır yüküne, bir de Ukrayna’nın savaş yeteneğini sürdürme çabasının faturasının bineceğini biliyor. Macron, hafta başında Le Monde’a verdiği demeçte, Avrupalıları “kısa ömürlü olacak korkakça bir rahatlama duygusuna” kapılmamaları konusunda da uyarıyor. Diğer Fransız gazeteleri ise ABD başkan yardımcısı Vance’ın kuzeninin Ukrayna’da üç yıldır gönüllü savaşçı olduğuna ilişkin röportajlarla, hala Avrupalılara Ukrayna savaşının ne kadar önemli olduğunu anlatıyor.
Ama sanmamak gerekir ki Avrupalıların Ukrayna sevdası, “yoğunluğu azaltılmış bir AB üyeliği” verecek kadar yoğun ilgisi, özgürlük aşkından, batı yanlısı, demokratik bir komşuyu korumak için! Alman Die Zeit gazetesinde Wolfgang Bauer’in açıkça yazdığı gibi, bu ilgi “Ukrayna’nın yenilgisinin kitlesel yer değiştirmelere yol açacağı” korkusundan kaynaklanıyor. Bu fiyakalı ifade gerçekte, “Ruslar geliyor; Ukraynalılar kaçacak, Almanya’ya, İtalya’ya doluşacaklar!” anlamına geliyor. Bauer, “Zafer, Putin’e tarihi bir fırsat sunacak, ama biz tarihi felakete ilerliyoruz!” diyor.
Biden, inanarak mı, yoksa bunama sonucu mu Avrupa’nın başına Ukrayna işini sardı, bilemeyiz. Ama Trump bile isteye, zaten bir yanılsamadan ibaret olan “Kural temelli Dünya düzeni” dediğimiz şeyi, acemi bir ressam gibi, iki fırça darbesiyle yok olmanın eşiğine getirdi. Bu yeni sarsıntı döneminde sadece Trump’ın değil, aynı zamanda (hedefine ulaşmasının başka bir çok yolu varken onları kullanmayarak Biden’ın ve Neocon’ların tuzağına düşerek) Ukrayna’yı işgal eden Putin’in de rolü var.
Şimdi o beğenmediğimiz “dünya düzeni” yani her ülkenin kendi toprakları üzerinde egemen ama diğer ülkelerin iç işlerine karışmadığı noktaya tekrar nasıl geleceğiz; kimse bilmiyor. Belki AB, istemeden başına sarılan bu Ukrayna işine, bir çözüm bularak, yeni dünya düzenini eskiye çevirebilir. Kim bilir?





