İlla ABD ve İran’dan birini tercih etmek zorunda mıyız?

Okuduğunuz Yazı
İlla ABD ve İran’dan birini tercih etmek zorunda mıyız?

İçerik

ABD’nin İran’dan istediği talepleri meşru görmüyorum.

ABD meselâ İsrail’e dönüp, “Füze menzilin 300 kilometreyi geçemez” demez iken bunu İran’dan istiyor.

İran’ın bunu kabul etmesi “elimi kolumu bağladım, gel beni esir al” demektir.

Kabul edilebilir değil.

Ancak ABD’yi makul görmezken İran’ın yaptığı her şeyi kabul ediyor değiliz.

Suriye’de yaptıkları ortada ve “Şii Hilali” diyerek bizim aleyhimize olacak işler yapmaya çalıştıklarını biliyoruz. Sonuçta başarılı olamadılar.

Hülâsa; Türkiye’nin, “İran’ın vurulmasına karşı” duruşu doğrudur. İran tarafı da bu tutum karşısında memnundur.

Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın öyle bir “ustalaşmış dehası” var ki ABD-İran noktasındaki tutumu her iki taraftan da olumlu karşılanıyor. Bunu dünyada her lider yapamaz.

560 kilometre sınırımız olan İran’ın sosyolojik sorun yaşaması aleyhimize olur.

İnsanî açıdan da komşumuzda kan dökülmesini istemeyiz.

İSTANBUL YERİNE UMMAN”

ABD-İran görüşmelerinin İstanbul’da olması neredeyse kesinleşmişti.

A’dan Z’ye tüm mevzular “İstanbul masasında” konuşulacaktı.

Ancak İran; “Biz ABD ile 5 defa Umman’da nükleer görüşmeler yaptık. ABD’nin istediği tüm konuları değil sadece nükleer meselesini konuşacağız. Bu sebeple Umman’da kaldığımız yerden devam edelim” düşüncesi sebebiyle görüşmeler Umman’a alındı.

İran burada “stratejik hata” yaptı.

Çünkü, aynı denklemle ve yöntemlerle farklı sonuçlar almak çok zordur.

Burada sadece “zaman kazanmış” olursunuz. Mevzuları sadece “kısa vadede” çözmüş olursunuz.

İlerleyen süreçlerde şayet dramatik bir kırılma noktası olmaz ise görüşmelerinin “birçok arabulucu” ile İstanbul’da yapılacağını göreceksiniz.

Masadan ne çıkar?

“Zaman kazanma” ve “müzakere” çıkar. Ancak bu “zaman” üç gün mü olur üç ay mı olur?

Yakında anlarız.

“ABD UÇAĞINA BİNEN, TEKERİNDEN DÜŞER”

ABD hâlâ “en güçlü devlet” pozisyonunu korusa bile kaybettiği güçler onun “askeri saldırı” cesaretini kırmış görünüyor.

İran’ın etrafındaki tüm ülkelerde “askeri üssü” bulunan ABD bununla yetinmeyip bir de İran’ın güneyindeki Umman Denizi’ne 5 bin 600 personel taşıyan Abraham Lincoln Uçak gemisi ile yanaştı.

Eller tetikte ama düğmeye basmak öyle kolay değil.

İran’ı vurayım derken ABD’nin Abraham Lincoln gemisi 5 bin 600 personeliyle birlikte tıpkı Titanic gibi batarsa ABD için sonun başlangıcı olur.

“SURİYE’DE NELER OLUYOR?”

Ankara’da çizilen rota “milim sapmadan” gerçekleşiyor.

Muhteşem bir üst akıl bölgeyi yönetiyor.

Terörden arınmış Türkiye ve etki sahasında terörden arınmış ülkeler…

İsrail’e komşu müttefik kuvvetler…

Tarih ve talih yer değiştiriyor.

Suriye işi “büyük oranda” tamam!

Evet, daha sahada yapılacak işler var.

Bir süre sonra “Kandil’de neler oluyor?” diye soracağız.

Öcalan, ayrı devlet, federasyon” tartışmaları olmayacak.

Birkaç büyük adım sonrası “esas perde” açılacak.

Perde açıldığında tüm dengeler “şah, mat, vezir, piyon, fil, kale” denkleminde yeniden çizilecek.

Esas oyun başlamadı, bunlar “büyük güne” hazırlık!

SON SÖZ: Türkiye’nin çabaları ve arabuluculuğu giderek “küresel güç” pozisyonunu güçlendiriyor. “Türkiye ne zaman süper güç olur?” sorusunun cevabını arayacağımız günler çok uzakta değil.

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Hacı YAKIŞIKLI