Yemen’de dikişin tutmadığı yer
Yemen’de oluşan bu durum Abu Dabi için, hem Suudi Arabistan’ı zayıf göstermek hem de Mekke İttifakı’nı test etmek için elbette bulunmaz bir fırsat.
Husiler 10 Eylül’de Muha’ya girdi.
Muha, bu yılın başına kadar Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’de kurduğu en önemli silahlı yapılardan birinin ana üssüydü.
Bu iki cümle arasındaki bağ son iki haftadır Yemen ve Suudi Arabistan’da yaşananları İran destekli Husilerle Suudi Arabistan arasında bir karşılaşma olarak okuyan ana anlatının epey dışında kalıyor biliyorum.
Ama Yemen’de cephenin nasıl, neden ve neden şimdi tam da BAE’nin çıktığı, çıkmak zorunda kaldığı yerden kırıldığını sormazsak, bütün resmi değil, sadece görmemiz istenen kadrajı konuşuyor oluruz…
Çekilmenin kronolojisi
Hatırlayalım, Suudi Arabistan ve BAE arasında bir süredir var olduğu hissedilen kopuş 30 Aralık 2025’te görünür hâle gelmişti. BAE’nin Yemen’de ayrılıkçı güçleri desteklediğini en sonunda gören Suudi Arabistan, Mukalla limanında BAE’den güneyli ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne gönderildiği iddia edilen bir silah sevkiyatını vurmuştu.
Sonrası da zaten çorap söküğü gibi geldi. Konsey lideri Aydarus ez-Zubeydi, tanınan hükümetin Başkanlık Liderlik Konseyi’nden çıkarıldı. Suudi öncülüğündeki koalisyonun sözcüsüne göre 7 Ocak gecesi Somaliland’deki Berbera limanı üzerinden Abu Dabi’ye ulaştı. Abu Dabi de Yemen’deki varlığını tamamen sona erdirdiğini açıkladı.
Aslında Riyad ve Abu Dabi Yemen’de her konuda aynı fikirde hiçbir zaman olmadı. Riyad için Yemen sınırındaki bir tehditti. Abu Dabi’nin önceliği ise güneydeki İslamcı yapılanmaydı. Görüş ayrılıklarını en başta önemsemeyen Riyad, sonunda Abu Dabi’nin Yemen’den Sudan’a her yerde ayrılıkçı gruplara verdiği desteğin bir gün kendini de vurabileceğini anladı. Husumet giderek görünür olmaya, ipler iyice kopmaya başladı. Bu kopuşun sonunda BAE Yemen’den çekilmek zorunda kaldı; aslında adeta kovuldu.
Maaş var, sadakat yok
BAE Yemen’den giderken arkasında bir ordu bıraktı. Sahipsiz bir ordu…
Başkanlık Konseyi başkanının açıklamasına göre Suudi Arabistan, daha önce Abu Dabi’nin desteklediği bütün oluşumların maaşlarını üstlenmişti. On binlerce güneyli savaşçı ve Tarık Salih’in Ulusal Direniş Güçleri de bu kapsama girdi. Devler Tugayları 7 Ocak’ta hükümet safına geçti.
Kâğıt üzerindeki tablo bir birleşmeydi. Ama sahada ayrı komuta yapıları, ayrı siyasi sadakatler ve çakışan sorumluluk alanları olduğu gibi kaldı.
Yemen’i gerçekten iyi okuyabilenler zaten bir süredir şunu söylüyordu: Riyad’ın Yemen’deki yeni dayanağı bütünleşik bir ordu değil, konsey başkanına ya da Tarık Salih’e bağlı ayrı silahlı gruplar.
Muha’nın sekiz gün içinde Husiler tarafından alınışı bunu teyit etmiş oldu.
Riyad, gerçekten de, Abu Dabi’nin maaşa bağladığı yapıların maaş ödemelerini devralmış ama sadakatini devralamamıştı.
Kırılmanın yaşandığı yer
Husi taarruzu 3 Eylül’de üç eksenden başladı: Batı Taiz, güney Hudeyde ve Muha. Sekiz gün içinde Muha düştü. Ertesi gün Babülmendep girişindeki Mayun adası ve Hanish adaları el değiştirdi.
Burada belirleyici etken Ulusal Direniş Güçleri’nin çatışmadan çekilmiş olmasıydı.
AFP’ye konuşan bir hükümet askerî yetkilisinin sözleri tabloyu daha çıplak koyar nitelikte: “Batı kıyısında kontrolümüzdeki her şey düştü.”
AP’ye isim vermeden konuşan başka bir yetkili sebebi de adlandırdı: Ordu ile müttefik milisler arasındaki koordinasyon eksikliği Husilere “paha biçilmez bir fırsat” verdi.
Yani çöken cephe rastgele bir cephe değildi. BAE’nin kurduğu, o çıktığında Riyad’ın devraldığı ama tek komuta altına sokamadığı cepheydi.
“Bu işin ardında İran yok mu” sorusu
Husilerin taarruzunun motorunu Körfez içi bir ayrılık değil de Tahran olarak görmek ilk bakışta görünen tabloya aldanmanın getirdiği hata…
“Bu işin hiçbir yerinde İran yok” demiyorum. Nitekim Reuters’a konuşan iki İranlı kaynak, Tahran’ın Husilere Suudi Arabistan’ı vurma talimatı ile ek silah sözü verdiğini söyledi. Aynı günlerde Irak’tan fırlatılan İHA’lar Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattını vurdu. İran bunu reddetse de Irak doğruladı.
Husilere saldırı emrini Tahran vermiş olabilir. Ama saldırının “nereden” gerçekleşirse başarılı sonuç vereceğinin cevabı ne Tahran’da ne de Husilerde… Az önce belirttiğim gibi Husiler’in yüklendiği üç yer vardı. Taiz’de Suudi destekli güçler bazı tepeleri geri aldı, batı kıyısı ise tamamen çöktü. Saldırı kararını İran vermiş olsa da, hattın kırıldığı yer, BAE çıkınca Suudi Arabistan’ın dikişle tutturduğu yerdi.
Abu Dabi’nin amacı ne
Farkındaysanız Husiler, Suudi Arabistan’ın doğu kıyılarını bile vurabilen 1000-1200 kilometre mesafeli füzeler atabiliyor. Ancak, iki haftadır süren hava saldırılarında Mekke’yi bile vurmaya cesaret edebiliyorlarken BAE toprağına tek bir saldırı kaydedilmedi. Abu Dabi, sözlü olarak Suudi kentlerine yönelik saldırıları en sert dille kınıyor ama sahada yok.
Bu tablonun neden önemli olduğunu şöyle açıklayalım. BAE 2019’da güçlerinin çoğunu Yemen’den çektiğinde, karşılığında Husilerin onu hedef almayacağına dair bir mutabakat yaptığı iddia edilmişti. Bu iddia hiçbir zaman kesin olarak doğrulanmamış olsa da, sahadaki davranış üç yıl boyunca bunu teyit eder nitelikteydi. Ama Ocak 2022’de, BAE destekli güçlerin Şebve’ye ilerlemesinden yalnızca birkaç gün sonra Husiler Abu Dabi ‘yi şiddetli biçimde vurmuştu. (Bakınız: Yemen Kasırgası Operasyonu)
Ayrıca, BAE “Bugünkü tabloda neden yoksun?” diyecek olana da, “Neden olayım ki…” diyebilecek pozisyonda şu anda… Hatta off-the record konuşmalarda “Beni Yemen’den kovan Suudi Arabistan Mekke Paktı’nı yanına alsın,” diyordur kuvvetle muhtemel…
Yemen’de oluşan bu durum Abu Dabi için, hem Suudi Arabistan’ı zayıf göstermek hem de Mekke İttifakı’nı test etmek için elbette bulunmaz bir fırsat. Bu erken testi Tahran’ın da Tel Aviv’in de izlediğine şüphe yok. Fakat bizim de acele etmemize gerek yok.
BAE şu anda nerede
Bugün BAE Yemen’den tamamen çıkmış, ağırlığını Kızıldeniz’in karşı yakasına, Berbera’ya taşımış durumda. Hani şu İsrail’in yakın zamanda tanıdığı Somaliland’in Sahil kesiminin başkenti Berbera’ya…
Yani sahneden çekilmedi. Ama farklı bir sahne kurduğuna şüphe yok. Üstelik de İsrail ve BAE’nin Sokotra adasında bir lojistik üs kurduğu iddiaları duyulmaya başlamışken Kızıldeniz’de dengelerin yerinden oynaması dikkat çekici… ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşın en sıcak günlerinde milim bile kıpırdamamışken hem de…
Ne planlanıyor… İzleyip göreceğiz.
Bu arada, iyi ki bu kış Alp 100-G radar sistemini Somali’deki Türk Uzay Limanı ve Test Atış Alanı’nın hava emniyetini sağlamak adına Mogadişu’daki birliklerimize sevk etmişiz, değil mi?





