Asya’da yeni bir ‘ittifak’ doğuyor
Trump ve Avrupalılar alay ede dursun, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın kurduğu, daha sonra katılan Endonezya, Mısır, Etiyopya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşan “devletlerarası birlik” niteliğindeki BRICS, güvenlik ve ekonomik çıkarlara dayalı daha resmi bir ittifaka evrilmek üzere.
Çin, Güney Kore ve Japonya dışişleri bakanları, üçlü liderler zirvesi için, hafta sonu Tokyo’da bir araya geldiler. Belki BRICS’in Japonya’yı ve Güney Kore’yi de içine alan Avrupa Birliği tarzı bir ortaklığa dönmesi tahmininde bulunmak acelecilik olabilir. Çin ile Japonya’nın (hatta Japonya ile Güney Kore’nin) ekonomilerini birbirine bağlaması bir tarafa, aralarında ticaret kolaylıkları anlaşması yapmaları, geçen yıl bu vakitler hayal bile edilemezdi.
BRICS’e dokunulmadan yola devam edilecek de olsa, bu yıl içinde Çin, Japonya ve Güney Kore liderlerinin bir araya gelmesi, üç ülkenin de Asya’da bölgesel bir iş birliği için zamanın geldiği kanısında olduklarını gösteriyor. Ancak bu Üçlü Zirve’nin ortaya bir örgüt, hele AB gibi bir tarafı iş birliği bir tarafı ittifak olan güçlü bir örgüt koyabilmesinin önünde hala bazı engeller var. Söz gelimi, Çin ile uluslararası hukuka aykırı şekilde nükleer silahlanmaya kalkmış Kuzey Kore arasındaki stratejik iş birliği, hem Japonya hem de Güney Kore için ortadan kaldırılması gereken bir engeldir.
Öte yandan, üç ülkenin aralarında bazı ürünlerin ithaline getirdikleri yasaklar türünden, halledilmesi nispeten kolay meseleler de vardır. ABD’nin nükleer silahtan, roketlere, uçaklara Çin’le bir savaşta kullanılmak üzere, Japonya ve Güney Kore’ye kurduğu askeri üslerin geleceği, daha genel ifadesi ile bu iki ülke ile ABD arasındaki askeri ittifakın geleceği de önceleri tam bir yol engeli sayılırken, iki bakanlar-zirvesinde bunun Çin’in Japon balıklarına uyguladığı yaptırım kadar önemli sayılmadığı anlaşıldı.
Mevcutlardan ve yeni oluşumlardan söz açılmışken, ülkemizin bu mecralardaki arayışlarından da söz etmemek olmaz. Geçen Ekim’de, Tataristan’ın başkenti Kazan’da yapılan 16’ncı zirve toplantısında Mısır, Etiyopya, İran ve BAE’ni üyeliğe kabul eden BRICS’e Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı özel bir mektupla davet eden Rusya lideri Putin’in, bu toplantının Türkiye’nin tam üyelik başvurusu ile sonuçlanmasını arzu ettiği yorumlarda yer almıştı. Ancak Türkiye’nin de – tabirimi hoş görün – BRICS’in tam olarak deve mi, kuş mu olduğunu belirleme sürecinin tamamlanmadığı kanısı, birçok kişi gibi bana da hakimdi. Türkiye’nin BRICS üyelerinin hemen hepsi ile bu oluşumun içinde olmadan da çok hızlı gelişen ilişkileri vardır. Türkiye’nin çekimserliği, ABD ve AB’nin sözcülüğünü yapan bazı yayın organlarının (örneğin Economist dergisinin) öne sürdüğü gibi, Türkiye’nin “stratejik özerkliği el vermediği için” değil; ülkenin batıya bağımlılığını dengelemekte BRICS’in ne kadar yararlı olacağı hesaplarının bitmemesinden kaynaklanıyor.
Türkiye, Ukrayna’yı barış masasında Rusya ile bir araya getirebilecek, ikili ekonomik ilişkileri diğer bütün ülkelerden daha hızlı arttığı Çin’e, Uygur siyaseti konusunda eleştiriler yöneltebilecek kadar geniş, stratejik özerkliğe sahiptir. Türkiye, ekonomik ve diğer tür ilişkilerinde kendi önceliklerini kendisi belirleyen bir ülkedir; Economist editörlerinin aklına ihtiyacı yoktur.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen ay Güney Afrika’da düzenlenen G20 Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında Çinli mevkidaşı Wang Yi ile, Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz da geçen hafta Ankara’da Ortak Güvenlik İş Birliği Mekanizması toplantısında Çinli mevkidaşı Chen Xiaodong ile görüştü.
Avrupa, güvenlik ve savunma mimarisinde en önemli dönüm noktalarından biriyle karşı karşıya olduğu şu sırada, Çin, sadece Türkiye açısından değil, fakat Avrupa ve ABD açısından da önemli bir istikrar unsurudur. Dışişleri Bakanı Fidan’ın bugün ve yarın ABD’de Trump yönetimiyle yapacağı görüşmelerde kuşkusuz Çin’in Orta Doğu’daki varlığı da önemli yer tutacak.