Mary Jane nası’ yapalım, MEKÂNIN SAHİBİ geldi, partiyi geri alalım

Okuduğunuz Yazı
Mary Jane nası’ yapalım, MEKÂNIN SAHİBİ geldi, partiyi geri alalım

İçerik

Şimdiye dek okuduğum en iyi Meral Akşener tahlili.

Son derece dikkatli bir dille yazılmış olmasına ve nezaketine rağmen Akşener’e yaptıklarını ve ahlaki sorumluluklarını hatırlatan şahane bir manifesto olmuş. Bunu partinin içinden birinin yapması ve üstelik kadifelere sarılmış demir yumruk gibi gerçekleri suratına çarpması değil beni asıl etkileyen.

Anlatımdaki SAHİCİLİK…

Açıklamanın sahibi AHAT ANDİCAN…

İyi Parti kurucusu ve istifa eden eski İyi Parti Milletvekili.

Okurken geçmişte yaşananlar adeta gözlerimin önünde resmigeçit yaptı. Gerçeklik duygusu vermesinde anlatıcının müktesebatı da etkili oldu. Ama yazıdaki öznenin, yani Mary Jane metaforuyla başlıkta tanıttığım Meral Akşener’in neyi, ne kadar doğru söylediği de onun müktesebatında saklı.

Çünkü Akşener, İyi Parti kurulduğundan bu yana partinin ağır toplarını ve kurucularını sistematik bir biçimde tasfiye ediyor. Ama bunu yapmadan önce ya da sonra onlarla ilgili ileri geri konuşuyor. Her söylediği de muhatapları tarafından kelime kelime yalanlanıyor.

Tuhaf bir durum, kendi bindiği dalı kesen bir siyasi parti lideri az bulunur bu dünyada. Ama bunun bir sebebi var. Başlıkta da belirttim, MEKÂNIN SAHİBİ geri geldi. Onu anlatacağım aşağıda.

Akşener, son olarak da Ahat Andican’ın kendisine gelip, “Beni liste başına al” dediğini söyledi.

MERAL AKŞENER VE AHLAKİ SORUN?

Ahat Andican da ona X hesabından uzun bir yanıt vermiş ve kendi deyimiyle bir “hafıza tazelemesi” yapmış. Herkes okusun, detayları orada ama benim altını çizdiklerim şunlar:

-Size yalnızca milletvekili adayı olduğumu ilettim. Asla beni liste başına alın demedim. Küçüklüğünden beri 5 vakit namaz kıldığını ifade eden inançlı bir insan olarak “Beni başa al” şeklinde bir ifadem olduğuna dair Allah’ın huzurunda benzer bir yemini yapabilir misiniz? Hiç sanmıyorum. Bana başta “Temayül yoklaması” yapacağınızı açıkladınız. Fakat temayülün üyelere duyurulmadan sadece teşkilatlarla sınırlı tutulduğunu, çıkar ilişkileriyle anahtar listelerin hazırlanıp teşkilat mensuplarına dağıtıldığını söyledim.

Sayın Genel Başkanım, Partiden ayrılışımı ve İyi Partiyi eleştirmemi “Ahlaki Sorun” olarak gördüğünüzü söylemişsiniz. Partinin geleceğinin belli olmadığı bir dönemde kurucu olup ellerini taşın altına koyan, Cumhur İttifakına karşı beş yıl boyunca mecliste, sahada ve ekranlarda cansiperane mücadele veren 36 milletvekilinin 25’ini (%70) bütün üyelerle yapılacağı sözü verilip teşkilatlara indirgenen şaibeli bir temayül yoklaması operasyonuyla, bazılarını yoklamaya katılmadınız diye, bazılarını da teşkilatların önüne atıp itibarsızlaştırarak tasfiye etmek de bir ahlaki sorundur.

AHAT ANDİCAN açıklamasının sonunda bir tespit yaparak İyi Parti’nin artık geniş tabanlı bir iktidar partisi olma özelliğini yitirdiğini söylüyor.

İyi Parti’de bugün olan bitenleri değerlendirmeden önce bu partinin nasıl kurulduğunu, kurdurulduğunu hatırlamak gerek.

PARTİNİN GEÇMİŞİ GELECEĞİNİ BELİRLİYOR

15 Temmuz darbesi öncesi MHP hedefteydi biliyorsunuz.

Ele geçirilmek istenmişti.

Amaç CHP-MHP koalisyonu ve dışarıdan HDP desteğiyle Erdoğan’ı yıkmaktı.

Meral Akşener de MHP lideri olmak istiyordu. Önce olağanüstü kurultaya götürdü partiyi. Olmadı, bunu MHP lideri Devlet Bahçeli hukuki yoldan engelledi. Ama Akşener ve arkasından sürükledikleri ekip de hukuk yollarına başvurup, ilginç “yargı” kararları aldılar. 15 Temmuz’dan sonra bu “karar”ları veren hâkimlerin çoğu FETÖ ile iltisaklı oldukları gerekçesiyle ya ihraç edildi ya da yasal işleme tabi tutuldular. Tesadüf işte, ne dersiniz.

Akşener tellere tutundu, direndi, didindi ama yapamadı. Sonunda İyi Parti’nin kurulmasına karar verildi.

İlginçtir, Akşener ile birlikte olan partinin ağır ismi Koray Aydın önce gittikleri her yerde kendilerini FETÖ’cülerin karşıladığını ve desteklendiklerini söyledi. Bu laf İyi Parti’ye yapışıp kaldı ve hiç unutulmadı ama Koray Aydın unuttu. Hâlâ partide olduğuna bakılırsa.

“BU PARTİDE FETÖ’CÜLER BARINABİLİR Mİ ALİ?”

Parti kurulduktan sonra sıkı bir “FETÖ karşıtı” duruş sergilendi önce. Misal emekli subaylardan FETÖ mağduru Ali Türkşen da partiye kabul edildi. Hiç unutmuyorum bir reklâm filminde Meral Hanım, Ali Türkşen’e dönüp, “Ali bizim partide FETÖ’cü barınabilir mi?” diye soruyor. Ali Türkşen de ekrana bakarak “Sıkar abla” diye cevap veriyordu. Meral Hanım’ın hakkını yememek gerek çok iyi rol yapıyordu. Reklâm filminde yani.

Sonuç:

Ali Türkşen de tıpkı Vedat Yenerer gibi diğer FETÖ mağdurlarıyla birlikte İyi Parti’den ayrılmak zorunda kaldı.

İYİ PARTİ’YE FETÖ İLGİSİNİN SEBEBİ

Ardından peş peşe istifalar ve kopmalar başladı. Yusuf Halaçoğlu’ndan Ümit Özdağ’a, Ahat Andican’dan Yavuz Ağıralioğlu’na, son olarak Nebi Hatipoğlu’ndan Adnan Beker’e kadar en baba isimler teker teker ayrılmak zorunda kaldılar partilerinden.

Ümit Özdağ ayrıldıktan sonra partinin bazı yöneticilerinin FETÖ’cü olduğunu söyledi yekten.

Bilemiyorum Meral Akşener’in niyetini.

Ama benim gördüğüm bir şey var.

O da Ahat Andican’ın deyimiyle kurucu iradesinin zaten yüzde 70’inden fazlası tasfiye edilmiş bu partiyi FETÖ’cülerin teslim alma niyetinin bariz biçimde ortaya çıkması.

Bekleyelim görelim neler olacağını.

Burada isteyen Norm Ender’in zıttırı rapçileri ti’ye aldığı, rap deyimiyle diss attığı ünlü MEKÂNIN SAHİBİ şarkısına kulak verebilir.

Ey! Ey! Hadi bakalım
Mary Jane, Mary Jane (*) nası’ yapalım?
Mekânın sahibi geri geldi
Bebeleri pistten alalım, alalım…

Şarkıdaki Mary Jane’den derin mânâlar çıkarmayın. Bu isim Khontkar ve Burry Soprano’nun Mary Jane şarkısına göndermedir.

 “DÜNYANIN TÜM KÖPEKLERİNİ ÜZERİMİZE SALDILAR”

Yıkıntılar arasında konuşan Filistinli bir genç adam.

Gözlerinden yaşlar akıyor sicim gibi.

Ama o şöyle diyor:

“Gözlerimiz korkudan ağlamıyor. Biz ölümden korkmayız. Kalp kırıklığından ağlıyor. Dünyanın tüm köpeklerini üzerimize saldılar. Ve herkes seyrediyor bizi parçalayışlarını, Araplar dâhil.”

İzlediğim ikinci ilginç görüntü de yine Gazze’den, yıkıntıların arasında nasılsa kalmış bir yatağın üzerine sere serpe uzanmış, keyifle sigarasını tüttüren bir Filistinli adam daha. Gayet rahat konuşuyor:

“Beni buradan ölüm çıkarabilir. Terk etmeyeceğim evimi.”

Bu savaşın galibi Filistinliler, Gazzeliler. Şimdiden belli oldu.

HAMAS’A TERÖR ÖRGÜTÜ DEMENİN ADI…

Bilmiyorum siz bakabiliyor musunuz ama ben artık katledilen çocukların görüntülerini es geçiyorum. Bu görmezden geldiğim anlamına gelmiyor, çünkü sürekli rüyalarıma giriyor o çocuklar. Hayaller kuruyorum onlar için, mutlu bir dünya düşlüyorum ama olmuyor.

Sonra birilerinin videoları en yırtık halleriyle gözlerimin önünde beliriyor çünkü algoritma onları öne çıkarıyor.

Algoritma onları seviyor çünkü onlar “Hamas bir terör örgütüdür” diyor.

İşgal edilen devletini, topraklarını silahla savunmak terörizm değildir. Gazze ve Filistin, BM tarafından tanınmış meşru bir devlettir.

Bu anlamda Hamas’la PKK aynı kefeye konulamaz. Türkiye’nin sınırları PKK’nın “meşru sınırları” değil.

Dolayısıyla Hamas’ın terör örgütü olduğunu söylemek İsrail siyonizminin ve faşizminin acımasız, barbarca soykırımını perdelemektir.

Bunun adı kahpeliktir.

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
ajansturk online