Mehter, mermi, mesaj… Zirvenin asıl bildirisi
Mehter sesinden liderlere hediye edilen silahlara kadar kullanılan tüm semboller, Türkiye’nin yalnızca üye değil, ev sahibi olmaya talip olduğunu gösteriyor.
NATO Ankara zirvesinin sonuç bildirisi uzun… Taahhütler ağır, rakamlar büyük… Ama aradan biraz zaman geçtiğinde insanların aklında bu zirveye dair ne kalacak diye sorarsak, cevap muhtemelen bildiride yazan bir paragraf değil, kulaklarda çınlayan bir ses olacak: Beştepe’nin merdivenlerinde çalan mehter.
Ne yazık ki içeride yine bunu tartıştık; “Şov muydu, gurur muydu” ekseninde bildiğimiz polemiği döndürdük. Dışarıda ise kimse bu soruyu sormadı. Görüntüler kendiliğinden dolaşıma girdi, liderlerin tepkileri kare kare incelendi, Yunan basını marş seçiminin sembolizmini satır satır okudu. İlk bakışta bir protokol değerlendirmesi vardı, satır aralarında ise çok daha ilginç bir şey: Semboller üzerinden kurulmuş bir dış politika anlatısı.
Savunma ittifakının kapısında askeri bando
Mehterin ne olduğunu hatırlayalım. Bir askeri bando…
Osmanlı ordusunun sefer müziği, yüzyıllar boyunca ordularla birlikte yürümüş, Avrupa’nın kulağına önce korku, sonra merak, en sonunda ilham olarak girmiş bir gelenek.
Şimdi soru şu: Bir savunma ittifakının kapısında askeri bandodan daha yerinde ne çalabilirdi… NATO bir kültür festivali değil; otuz iki ordunun ittifakı. O kapıda mehterin çalması, sembol diliyle söylersek, bir cümlede özneyle yüklemin tam uyumu demek.
Karşılamanın tamamında aynı uyum vardı aslına bakarsanız. Tarihteki on altı Türk devletini temsil eden bayraklar, yeniçeri kıyafetli askerler, topçular, cebeciler… Tarihçi Erhan Afyoncu’nun ifadesiyle 1826’da ocağın kaldırılmasından bu yana ilk kez yeniçeriler bir devlet başkanını karşıladı. Hem de Vaka-i Hayriye’nin iki yüzüncü yıldönümünün üzerinden bir ay bile geçmemişken…
Tarihinden rahatsız olmak
Burada bir parantez açalım.
İçerideki eleştirilerin bir kısmı, bu tür karşılamaları her zamanki gibi “geçmişe saplanmak, geri kalmak” diye okuyor. Oysa Paris’e giden konuğu Napolyon dönemi üniformalı askerler karşılar; Atina’daki törenlerde Osmanlı’ya isyan eden askerler yürür; Londra’da sarayın önünde on yedinci yüzyıldan kalma bir nöbet düzeni turist çeker. Devletler tarihleriyle karşılama yapar. Protokolün evrensel dilidir bu.
Bu kadar eski ve bu kadar geniş bir tarihe yaslanan bir ülkenin, kendi geçmişiyle barışık bir tören dili kurmasından daha doğal ne olabilir? Yine mi kiralık kimlikle sahneye çıkalım isteniyor? Geçmişiyle bağ kurmaktan rahatsız olmak, taşıdığımız mirasın büyüklüğü ortadayken, tartışmanın en zayıf halkası…
En sert sembol…
Gelelim hediyeye… Zirve sonunda liderlere, üzerine isimleri işlenmiş özel üretim birer revolver ve bir kutu mermi takdim edildi. Ama asıl detay bence şu: Hediye kutusunun içinde silahın yurt dışına çıkarılabilmesi için gerekli ihracat belgeleri de vardı. Düşünelim… Hediye paketinden çıkan gümrük evrakı… Bu, jestin ötesinde bir mesaj, zirvenin bütünüyle uyumlu bir başka sembol…
Hediyenin kendisi bir Türk savunma sanayii ürünü… Ve evrakıyla birlikte, ihraç edilebilir bir ürün olarak sunuluyor. Yani Türkiye liderlere yalnızca bir hatıra değil, savunma sanayii kataloğunu da vermiş oldu.
Devamı da tabii mesajı büyüttü. Guardian’ın haberine göre İngiltere Başbakanı Starmer, ülkesinin silah mevzuatı nedeniyle revolveri götüremedi, silah etkisizleştirilmek üzere Ankara’daki büyükelçiliğe bırakıldı. Kanada, hediyeyi önce Kraliyet Atlı Polisi’ne teslim edeceğini açıkladı vs.
Yani zirve bitti ama Avrupa ve Atlantik başkentleri bu hafta bol bol, kendi hukuk sistemleri içinde bir Türk silahını nasıl teslim alacaklarını konuştu, konuşmaya devam ediyor. Sembol, hediyenin tabiatı gereği prosedürlere takıldıkça haber oldu, haber oldukça mesaj çoğaldı.
Semboller bildirinin tercümesi
Bu sembolleri masadaki konuyla daha somut biçimde eşleştirmek istesek… Zirve bildirisinde Ankara’da 50 milyar doları aşan yeni tedarik anlaşması duyuruldu; zirvenin kalbindeki Savunma Sanayi Forumu Türk ürünleriyle zirveye damga vurdu. Ukrayna’ya 2026 yılı için 70 milyar avroluk askeri destek taahhüt edildi, 2027’de en az aynı seviyenin korunacağı teyit edildi. Zirve marjında ise Türkiye’nin de aralarında bulunduğu dokuz ülkenin ortak bir savunma bankası girişimi gündeme geldi.
NATO 3.0 dediğimiz şey tam da bu: Avrupa silahlanıyor; caydırıcılığın savunma sanayisine, sanayinin yeniden bütçeye bağlandığı bir dönem başlıyor. Böyle bir dönemin açılış töreninde askeri bando çalması, hediyenin silah olması tesadüf değil aslında ittifakın gündeminin tercümesidir. Semboller, bildirinin mesaj diline çevrilmiş halidir özetle.
Çünkü büyük masalar etrafında ne konuşulursa konuşulsun, gün sonunda akılda kalan sembollerdir. Ankara bunu biliyor olmalı ki, zirvenin görsel hafızasını en baştan bu semboller üzerine kurmuş. Mehterin davulu, yeniçerinin kıyafeti, kutudaki mermi… Hepsi aynı cümlenin farklı kelimeleri: Bu ittifak yeniden silahlanıyor ve Türkiye bu yeni dönemin yalnızca üyesi değil, tedarikçisi ve ev sahibi olmaya taliptir.





