SDG’nin feshi 2013’te açılan parantezi kapattı
Pürüzler olacak mıdır, elbette olacaktır. İsrail gibi düşmanlar iyi giden şeyleri bozmaya çalışacak mıdır, elbette çalışacaktır. Mükemmel bir senaryo beklemiyoruz. Sorunların çıktıkça çözülmesi gerekecektir.
21 Mart 2013’te Diyarbakır’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Nevruz mektubu okunmuş ve silahların susacağı ilan edilmişti. Bu ilk çözüm sürecinin başlangıcıydı.
O tarihten sekiz ay önce ise, sınırın on kilometre ötesinde Kobani, Afrin ve Amude’de rejim güçlerinin çekilmesiyle bu bölgeler terör örgütü PKK’nın Suriye koluna devredilmişti.
Bu iki olay o günlerde Türkiye’de birbirinden ayrı okundu. Biri iç siyaset haberiydi, diğeriyse dış haber… Suriye o dönemde, burnumuzun dibinde bile olsa gündemimizde bugünkü gibi yer edemezdi. Suriye ve Türkiye’de yaşananların birbiriyle bağlantılı olduğunun Türkiye kamuoyu tarafından kabul görebilmesi yıllar sürecekti.
Üç gün önce 25 Ağustos’ta Şam’da Halk Sarayı’nda ilan edilen YPG/SDG’nin fesih kararı, bu yüzden yalnızca Suriye’ye dair bir gelişme değil. 13 yıl önce açılmış ortak bir parantezin kapanışından bahsediyoruz.
Sınırın iki yakasında olan biten
Hafızamızı tazeleyelim, 2012 yazında Esad rejimi Suriye’nin kuzeydeki şehirlerden çekilmiş ve buraları çatışmasız biçimde PYD’ye bırakmıştı. Rejimin niyeti belliydi: Kendisiyle savaşmayacak bir aktöre Türkiye sınır hattında alan açıp komşuya problem çıkarmak ve kendisi için cepheyi daraltmak. Ankara’nın o günkü okuması da netti: Sınır hattında rejimle örtük bir mutabakat içinde büyüyen bir yapı vardı.
Aynı süreçte, Türkiye ilk kez çözüm sürecini başlatmayı denedi. Yani sınırın Türkiye tarafında PKK’ya silah bırakma çağrısı… Diğer tarafında ise PKK’nın Suriye kolunun silahlanmasının Esad tarafından kurumsallaştırılması… İki hareket, ters yönde, aynı dönemde…
Amerikan himayesi devreye girince
Asıl kırılma 2014 sonbaharında geldi. Kobani kuşatması sırasında YPG’ye Amerikaların verdiği hava desteği devreye girdi, silah ve mühimmatlar terör örgütüne ilk kez havadan atıldı ve ilk koordinasyon kuruldu. Ekim 2015’te bu çirkin ortaklık SDG adıyla kurumsallaştı.
Düşünün şimdi, siz bir örgüte, silah bırakması karşılığında iç hukukta çözüm teklif ediyorsunuz. Amerikalılar geliyor, örgüte o silahtan alternatif getiri teklif ediyor.
PKK’nın sınır ötesindeki kolu işte bu şekilde bir süper gücün sahadaki ortağı hâline geldi o günlerde. Ve haliyle PKK’nın tamamı için silahın yeni getirisi, çözüm sürecinin içerdiği barışçıl teklifin değerini aştı. Obama yönetiminin sözde DAEŞ’le mücadelesinin ilk vurduğu Türkiye’nin başlattığı ilk barış süreciydi.
Çözüm sürecinin ilk denemesinin hataları olabilir, eksikleri olabilir ama ortada bugünküne oranla çok daha zorlu koşullarda siyasi açıdan çok daha riskli bir teşebbüs vardı. Bu yüzden 2015’te bitirilen ve yerine Türkiye’de başlatılan şey hiçbir şekilde kabul edilemeyecek korkunç bir denklemdi.
Dolmabahçe’de okunan on maddelik metin, ardından gelen ret, 7 Haziran seçimi sonrasının yaşananlar ve PKK’nın hendek terörünü başlatma kararı… Hepsi o denklemin içindeydi. Ve masa, günün sonunda, “şartlar değişti” denilerek devrildi.
Parantezin öteki kanadı
Bu parantezin tek kanadı Washington değildi.
Aynı yıllarda Türkiye’nin güneyinde ikinci bir basınç hattı daha kurulmuştu: Ayakta kalan Esad rejimi, Hizbullah’ın Suriye’ye açılması, İran’ın Şam–Beyrut hattında derinleşen askerî varlığı…
İşte Türkiye için güney sınırı 2012’den itibaren, biri Amerikan himayeli silahlı bir terör örgütü, diğeri İran destekli rejim ekseni olan iki basıncın kesiştiği yer haline geldi.
Parantezin tanımı budur: Sınır hattı, iki büyük gücün birbirine rakip himayelerinin aynı anda barındığı dönem.
Üzerine bir de DAEŞ’i ekleyin, üzerine bir de iç savaştan kaçan milyonlarca insanın trajik göçünü koyun… Bu dönem boyunca Ankara’nın hiçbir iç kararı yalnızca iç, hiçbir dış kararı yalnızca dış olarak kalamadı.
Ama sadece Suriye demek yetmez
Ama çözüm süreci denemesinin çöküşünü yalnızca Suriye’yle açıklamak, Türkiye’deki dinamikleri yok sayar. 2013’ün mayısında Gezi oldu. Gezi’nin ilk günlerinde yazdığım gündemi sarsan yazıda Gezi olaylarının Suriye ile alakalı olduğunu ve arkasında yatan nedenin Türk-Amerikan politikalarının ayrışması olduğunu yazmıştım, bugün hala aynı yerdeyim.
Ardından 17–25 Aralık yaşandı. FETÖ’nün gizlendiği dehlizlerden çıkıp 2016’da darbeye teşebbüs edecek kadar cüret kazanması da Suriye’deki gelişmeler ve Türkiye-ABD makasının açılmasıyla bağlantılıydı.
Ankara, Gezi ve 17-25 Aralık’tan sonra bambaşka bir tehdit algısıyla çalışmaya başladı. 2014’te cumhurbaşkanlığı, 2015’te iki genel seçim vardı; sürecin dili seçim takvimine göre defalarca değiştirildi. PKK tarafında ise hendek terörü kararı, sözde “devrimci halk savaşı” çizgisi ve şehirlerde alan tutma girişimi, dışarıdan açıkça dayatılmamış, ama silah verenlerce memnuniyetle göz yumulmuş kararlardı. Nitekim ABD PKK/YPG’ye doğrudan Türkiye’ye saldır dememiş olsa bile, örgüt içi Türkiye’ye dönük saldırı kararları, dışarıdaki güçler onları ödüllendirmeyi sürdürdüğü için alınmaya devam etti.
Aynı takvim, ters yön
Bugün aynı takvim ters şekilde işliyor.
Aralık 2024’te Esad devrildi ve İran’ın Suriye üzerinden kurduğu hat çöktü.
Washington’da Trump yönetimi, Obama zamanından beri SDG’ye tanınan korumalı statüyü kademeli olarak geri çekti. Ocak 2026’daki Şam yönetimi harekâtı ve ardından SDG/YPG’yi imzaya zorlayan mutabakat, kuzeydoğudaki fiilî YPG/SDG yönetimini bitirdi. 25 Ağustos’ta Mazlum Abdi feshi ilan etti.
Türkiye tarafında ise Şubat 2025’te Öcalan’ın çağrısı, Mayıs 2025’te PKK’nın fesih kararı geldi. Bu süreçte ‘Öcalan’ın çağrısı YPG’yi kapsıyor mu, kapsamıyor mu’ çok konuşuldu, tartışıldı. Ve en nihayetinde 18 Ağustos 2026’da çerçeve yasa geldi.
Bugün ilk kez sınırın iki yakasının yüzü aynı yöne bakıyor. İşte 2013’te olmayan şey buydu.
Kapanan ve kapanmayanlar
Çerçeve yasanın çıkışı çok taze. SDG/YPG’nin feshi de öyle… Silahlar henüz tamamıyla imha ya da teslim edilmedi. Türkiye’deki sürecin nasıl ilerleyeceği yasayla netleşti, Suriye’de ise mutabakatla… Pürüzler olacak mıdır, elbette olacaktır. İsrail gibi düşmanlar iyi giden şeyleri bozmaya çalışacak mıdır, elbette çalışacaktır. Mükemmel bir senaryo beklemiyoruz. Sorunların çıktıkça çözülmesi gerekecektir.
Fakat bunların hiçbiri o parantezin kapandığı gerçeğini çürütmüyor.
2013’te çözüm süreci terör örgütü masadan kalkınca bitti zannedilmişti, ama gerçek süreç sınırın öte yanında bitmişti. Bugün de yine masada değil, aslında sınırın öte yanında, sınırın öte tarafıyla beraber kapanıyor. Hep dediğim gibi, tarihin akışı gecikebiliyor ama değiştirilemiyor.





