Türkiye tohum sektöründe İsrail algısı
Siyaset zemininde tartışılan bir konuya bir de komplo teorisyenleri eklenince toplum genelinde kalıcı bir algı oluşuyor ve bu algının değişmesi büyük emek ve çabaya ihtiyaç duyuyor. Yıllarca Türkiye İsrail’den tohum ithal ediyor söylemi Türk toplumunda genel kabule dönüşmüş durumda.
GENAR Türkiye Raporu’nun Nisan 2026 sayısı, Türkiye’de tohumculuk sektörüne yönelik toplumsal algı ile makro-ekonomik ve bilimsel gerçeklikler arasındaki derin asimetriyi ortaya koymaktadır.
Bulgulara göre Türkiye’de tohum meselesi, teknik bir tarımsal üretim konusu olmaktan çıkarak tamamen algı temelli bir jeopolitik güvenlik ve gıda endişesi meselesine dönüşmüştür. Resmi veriler, Türkiye’nin sertifikalı tohum üretiminde 1.35 milyon ton seviyesine ulaştığını, dış ticarette 2025 yılı itibarıyla 158 milyon dolar dış ticaret fazlası ile net ihracatçı konumunda bulunduğunu göstermesine rağmen toplumun neredeyse %60’ı, Türkiye’de tohumların tamamen veya ağırlıklı olarak ithal edildiğini düşünmektedir.
Türkiye Raporu’nun bu ayki araştırmasının amaçlarından biri, tohum meselesi etrafında şekillenen toplumsal algıyı ortaya koymak ve oluşan tabloyu tarım sektörünün üretim, dış ticaret ve hukuki gerçeklikleri ışığında analiz etmektir.
Rapor, istatistiksel veri ile toplumsal algı arasındaki derinleşen uçurumu gözler önüne sererek meselenin salt bir ekonomik politika veya üretim kapasitesi sorunu olmadığını, çok boyutlu bir algı yönetimi ve stratejik iletişim sorunu hâline geldiği ortaya koymaktır.
Sonuçlara göre katılımcıların %48’i, Türkiye’deki tohumların İsrail’den geldiğini düşündüklerini belirtmiş, bu ülkeyi bölgesel tohum üretiminde açık ara birinci sıraya yerleştirmiştir. İsrail’i %20,6 ile Avrupa ülkeleri, %13,7 ile Çin ve %7,7 ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) takip etmektedir.
Sosyo-demografik kırılımlara inildiğinde söz konusu İsrail algısının özellikle ileri yaş gruplarında kemikleştiği görülmektedir. 55-64 yaş grubunda bu oran %51,7’ye, 65 yaş ve üzeri grupta ise %55,7’ye kadar tırmanmaktadır. Bunun yanı sıra üst gelir gruplarında dahi Türkiye’nin tohum üretiminde İsrail’e bağımlı olduğu algısının gücünü koruması, bu inancın âdeta tarihsel ve jeopolitik kodlarla nesilden nesle aktarılan bir mite dönüştüğünü göstermektedir.
Türkiye’de tohumculukla ilgili en derin bilgi kirliliğinin biyolojik terminoloji alanında yaşandığını ortaya koymaktadır. “Türkiye’de kullanılan tohumların kısır olduğu ve yeniden ekilemediği” yönündeki ifadeye katılımcıların 5 üzerinden 3,23 seviyesinde katıldığı ölçülmüştür Katılımcıların %37,8’i, “Ne katılıyorum ne katılmıyorum” seçeneğini tercih ederek bu teknik konuda net bir bilgiye sahip olmadıklarını belirtirken “Katılıyorum” ve “Kesinlikle katılıyorum” cevaplarını tercih edenlerin toplam oranı %39,5’e ulaşmıştır.
Bu tablo, toplumun yaklaşık %40’lık bir kesiminin “kısır tohum” söylemini doğrudan kabul ettiğini, geriye kalan büyük kitlenin ise bu söylemi reddedecek bilimsel donanıma sahip olmadığını göstermektedir
Tohumculuk sektörüne “yabancı firmaların hâkim olduğu” söylemi, rasyonel bir temele dayanmadığı gibi sektör, 2025 yılında rekor kırarak 1.350.627 ton sertifikalı tohum üretmiş ve 158 milyon dolar net dış ticaret fazlası vermiştir. Biyolojik çeşitliliğin korunması bağlamında da devletin gen bankalarında 122 bin 750 yerel tohum örneği koruma altına alınarak stratejik bir rezerv oluşturulmuştur. Ancak kamuoyunun büyük çoğunluğu, bu verilerin büyük bir bölümünden haberdar değildir.
Başta Tarım Bakanlığı olmak üzere ilgili devlet otoritelerinin bu bilgi kirliğini engelleyecek ve doğru bilgiyi kamuoyuna ulaştıracak sosyal faaliyetlerde bulunması, tohum alanında gösterilen başarı kadar önemli hâle gelmiştir.
Nitekim Türkiye tohumculuğunun temel sorunu, üretim eksikliğinden ziyade iletişim ve algı yönetimindeki sapma olduğu söylenebilir. Türkiye, tarımsal üretimin birinci evresinde yer alan tohumluk üretiminde %80-85’lik yerli payına ulaşarak gıda güvenliğinin en kritik aşamasını çözüme kavuşturmuş bir ülkedir.
Bir dönem siyaset saikiyle kullanılan söylemler, zaman içerisinde ön kabule dönüşüyor. Toplun dimağında oluşan her bir yanlış fikir ihmal edilmeden doğru bilgiyle yer değiştirmelidir. Bu bağlamda yanlış bir algıyı düzeltmek çoğu zaman doğru bilgi yaymaktan daha zor olmaktadır.





