İki kapıyı da açık tutanlar…
Bir genel başkan kürsüden çıkıp partisinin ‘evet’ oyu vereceğini açıkladı; ardından kendi grubundan ciddi sayıda vekil ‘hayır’ oyu kullandı.
Çok tartışılan çerçeve yasa Genel Kurul’dan rekor ‘evet’ oyuyla geçti. Kamuoyu iki gündür bu sayıyı “tarihi” sıfatını da buna yakıştırarak konuşuyor.
Oysa rakamlar, tablonun en az şey anlatan kısmı.
Çünkü o 468’in içinde birbiriyle muhtemelen başka hiçbir maddede aynı safta durmayacak partiler var. Aynı düğmeye farklı gerekçelerle basmış olabilirler ama sonuç bir mutabakat da olsa geçici bir kesişim de olsa bugün bu değerli sürece birlikte omuz verilmesi çok değerlidir.
Ama bu tabloda tek bakılan yer, evet diyenler değil.
İki kapıyı da açık tutma stratejisi…
Çekimser oy, kâğıt üzerinde “kanaat oluşturamadım” demektir. Bir tasarının teknik ayrıntısında, bir bütçe kaleminde bunun makul bir karşılığı olabilir.
Ama kırk yıllık bir meselenin hukuki çerçevesi oylanırken kanaat oluşturamamak, kabul edilebilir bir mazeret değil. Komisyon aylarca çalıştı. Metin günlerce ortada durdu.
Türkiye iki yıla yakın süredir bu konuyu konuşuyor. Yani bu çerçeve yasayı okumak için de bu meseleyi uzun uzadıya düşünmek için de vakit vardı.
Çekimser kalmanın gerçek işlevi başka: Yarın süreç iyi giderse “Biz karşı çıkmadık,” diyebilirsiniz. Kötü giderse “Biz onay vermedik,” diyebilirsiniz. İki kapı da açık kalsın oportünizmi yani…
Bu bir tutum değil, bir sigorta poliçesi… Ve siyasette sigorta poliçelerinin primini her zaman seçmen öder.
O anda orada olmamayı seçmek…
31 milletvekili ise oylamaya hiç katılmamış. Bir kısmının geçerli mazereti olabilir… Hastalık, resmî görev, izin… Bunlar tartışma dışı…
Geriye kalanlar içinse tablo şu: Elektronik oylamada katılmamak da sistemde iz bırakan bir tercihtir. Üstelik çekimser kalmanın daha korunaklı bir versiyonudur. Çekimser hiç değilse salondadır, düğmeye basmıştır. Katılmayansa o anda orada olmamayı seçmiştir.
Oysa meclis kürsüsü, bulunmamak için değil bulunmak için vardır. Seçmen sizi böyle günlerde oy vermeyesiniz diye değil, oy veresiniz diye oraya göndermiştir.
Kürsüde evet, sıralarda hayır…
Öte yanda ise Yeni Parti’nin hali… Bir genel başkan kürsüden çıkıp partisinin ‘evet’ oyu vereceğini açıkladı; ardından kendi grubundan ciddi sayıda vekil ‘hayır’ oyu kullandı.
Buradan çıkan ilk okuma klasik olanı: Liderin partisine hâkim olamaması… Ama beni daha çok düşündüren ikincisi. Bir parti bir konuyu gerçekten önemsiyorsa, o konuda grup toplar, pozisyon tartışır, ortak metin çıkarır. Genel başkanın kürsüde söylediğiyle grubun düğmesi farklı yerlere gitmez. Herkes kafasına göre takılmaz.
Ortada bir görüş ayrılığı değil, bir öncelik sıralaması var gibi görünüyor. Ve o sıralamada bu meselenin nereye oturduğu, oy dağılımından okunabiliyor.
Masaya oturmadan reddetmek…
Reddedenlere gelince. Hayır bir tutumdur ve saygıyı hak eder. Grubunu tek bir yerde tutabilen parti, en azından ne dediğini bildiğini göstermiştir.
Ancak benim itirazım oyun yönüne değil, ona giden yola… Bu metnin arkasında aylar süren komisyon mesaisi var. O sürece baştan katılıp şüpheler tutanağa geçirilseydi, itirazlar masada dile getirilseydi ve sonunda yine hayır denseydi, o ‘hayır’ ağırlığı çok daha yüksek bir hayır olurdu.
Masaya oturmadan verilen ret, bir itiraz değil, bir pozisyon almadır.
Kolay olan bitti…
Sonuç olarak uzun süredir konuşulan, beklenen yasa çıktı, ama bugün itibarıyla hiçbir şey yapmıyor. Bütün mekanizma, örgütün silah teslimine dair tespiti teyit eden Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasına, yani bir tetikleyiciye bağlı. O gün gelmeden ne bir dosya kapanıyor ne bir karar veriliyor.
Yani dün oylanan paketin kolay kısmıydı. Zor kısmı şimdi başlıyor. Memleketimiz için hayırlısı olsun.
Merve Şebnem Oruç





