Kılıçdaroğlu direniyor

Okuduğunuz Yazı
Kılıçdaroğlu direniyor

İçerik

Ne altılı masadaki ortaklarını ne de CHP medyasını şu ana kadar ikna edemedi Kemal Bey. Ama direniyor. Hakkını teslim edelim, şu ana kadar süreci fena da  götürmedi. Önüne çıkan, çıkarılan tüm engelleri bir şekilde aştı.

Siyasette ayrıntılar bütünü anlatır. Babacan 11 Eylül akşamı Kılıçdaroğlu’na “Altılı masanın adayı ben olayım” diyor. Ertesi gün Selahattin Demirtaş’ın mektubu geliyor gündeme. Demirtaş “ Yaptığı iş hiç de kolay değil” diyerek Kemal Bey’e destek atarken, Akşener’e de “Yarınları düşünerek konuşmakta fayda var” sözleriyle konum belirliyor!

Mektubun kendisi de, içeriği de, zamanlaması da manidar…

Altılı masada an itibarıyla Kemal Bey’i açıktan destekleyen sadece Demokrat Parti var. Ama CHP liderinin en büyük artısı HDP’nin desteği.  Havada uçan kuşlar da biliyor ki HDP’nin desteği olmadan muhalefetin seçimi alması imkânsız.

Ancak masada esen rüzgârlar farklı. Ne Akşener, ne Babacan ne de diğerleri Kemal Bey’e onay vermiyor. Oyun içinde oyunlar kuruluyor. Ve Kemal Bey bir hamle daha yapıyor.

En yakın kurmaylarından Bülent Kuşoğlu, Hande Fırat’a “Kılıçdaroğlu olmazsa masa dağılır” diyor. Ve bir mesaj da İstanbul’a yollanıyor o röportajda: Genel Başkan arayışımız yok. Bir taşla iki değil, 4-5 kuş birden vuruyor Kılıçdaroğlu.  Masanın en büyük partisinin liderinin adaylığına ayak direyen ortaklara ve genel başkanlık için nabız yoklayan İmamoğlu’na “Patron benim” diyor. Çünkü o masanın kendisine muhtaç olduğunu biliyor.

Ve arkasından “41 ilde bağımsız, 40 ilde ortak liste üzerinde çalışıyoruz” açıklaması geliyor. Mesaj doğrudan Deva, Gelecek ve Saadet’e. “Merak etmeyin, vekil listelerinde olacaksınız” diyor Kemal Bey. Tabii adaylığına yeşil ışık yakmaları şartıyla.

Masada son durum şöyle: Direnen Kılıçdaroğlu tüm itirazlara rağmen en güçlü aday olarak öne çıkmış durumda.  İyi Parti ise Deva ve Gelecek partilerinden rahatsız. Onları kendi listesinden Meclis’e taşımak istemiyor.  CHP’nin teklifi “4 küçük ortağı ikişer ikişer paylaşalım” şeklinde. Pazarlıklar sürüyor.

Bekleme yapmayın Sayın Genel Müdür

Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut projesine başvuranların sayısı 4 milyonu aştı. Projeye takacak kulp bulamayan muhalefetin ise tam anlamıyla yörüngesi şaştı.

Çok değil, biraz mantık ve siyasi öngörüsü olan siyasetçi bu projeyi sahiplenir “Doğru iş ama yetmez. Ben daha iyisini, daha fazlasını yaparım” der. Çünkü vatandaş projeyi tuttu, moda tabirle satın aldı. Bunu görmeyip, karşı çıkanın elde edebileceği hiçbir somut fayda yok. Ama bunu görmekten bile acizler.

Deprem bölgesi İstanbul’da görevi vatandaşın başını sokacağı güvenli konutlar inşa etmek olan Kiptaş adlı bir belediye şirketi var. İşte bu şirketin başındaki Genel Müdür diyor ki: Barınma ve konut krizi çok fazla konut üretilerek çözülemez! Bunu söyleyen kişi devam cümlesinde ise “İstanbul’da acilen dönüştürülmesi gereken 300 bin bina var” buyurmuş!

Elinizi tutan mı var genel müdürüm? Madem durum bu kadar kritik 3.5 yılda kaç konut ürettiniz?

Bu sorunun trajikomik bir cevabı var. Seçim öncesi beş yılda İstanbul’da 100 bin konut vaadinde bulunan Ekrem İmamoğlu, bugüne kadar sadece ama sadece 569 konut üretmiş! Şimdi anladınız mı Kiptaş’ın başındaki bürokrat neden “Konut sorunu konut üreterek çözülmez” diyor?  Başka ne diyebilir ki? Bu mantık “Okullar olmasa Milli Eğitimi ne güzel idare ederdim” döneminden beri hiç değişmedi.

3.5 yılda 63 milyar bütçeli belediyede verilen sosyal konut sözlerini tutamayanlar Cumhuriyet tarihinin en büyük projesini eleştiriyor! Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “Seçimden sonra projenin ikinci etabına başlarız” diyor. Aradaki fark bu kadar net.

Türkiye’nin yakın tarihinin özeti aslında bu eleştiriler. ‘Yapacağım’ diyenlerle ‘Yaptırmam’ diyenlerin mücadelesi. Kazanan hep yapanlar oldu.

Pekşen’i ölüme götüren ihmaller

Aslında detaylarını bir hafta önceden bildiğim bu meseleyi yazmayacaktım. Ama kızının sosyal medyadaki haklı isyanı ve tepkisini görünce yazmak şart oldu.

CHP eski milletvekili Haluk Pekşen, kızı Ezgi Pekşen’in de belirttiği gibi Kovid, zatürre ya da aşının değil bir ihmaller zincirinin kurbanı oldu.

Pekşen, 15 Ağustos günü yediği balığın kılçığının yemek borusuna verdiği zarar sonucu rahatsızlanıyor. Bodrum’da kaldırıldığı hastanede kendisine bir teşhis konulamıyor. Kızının anlatımına göre, doktorlar CHP’li vekile “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusu da dâhil her şeyi soruyor ama endoskopi yapma gereği duymuyor! Pekşen’in sorununun ne olduğu ancak ambulans uçakla getirildiği Ankara’da yapılan tetkiklerde ortaya çıkıyor. Yemek borusunun 32’inci santimetresinde, kalp hizasında bir delik tespit ediliyor. Ve maalesef tedavideki gecikme sebebiyle Pekşen hayata veda ediyor.

Kimseyi suçlamak ya da bir ölüm hadisesi üzerinden tartışma çıkarma derdinde değilim. Ancak Pekşen’e doğru teşhis konulamaması da ölüm sebebinin aşıya bağlanması da nereden bakarsanız bakın skandal. Yazık oldu Haluk Pekşen’e.

Ankara’daki Şanlıurfa rüzgârı

Cuma günü Ankara Millet Bahçesi’nde düzenlenen Şanlıurfa Tanıtım Günleri’ndeydik.

Muhteşem yemekler, yöresel kıyafetleriyle halay çeken gençler, ilin zengin kültürünü ve tarihini anlatan tüm detaylar… Hepsi Ankara’ya taşınmıştı.

Meğer Ankara’da ne çok Urfalı ve bu kadim kenti seven insan varmış. Fuarda iğne atsan yere düşmezdi.

Akşama doğru Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül ziyaretimize geldi.

Beyazgül “Bu sadece kısa bir reklam, hikâyenin tamamı için Şanlıurfa’yı görmelisiniz” diyor.

Daha önce kadim kent Urfa’yı gören biri olarak söylüyorum: Giden pişman olmaz.

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
100%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Zafer Şahin
Zafer Şahin