Kurban paraları nereye gitti

Okuduğunuz Yazı
Kurban paraları nereye gitti

İçerik

Bu paralar, bu kadar büyük kaynaklar nereye gidiyor? Değişmeyen tek şey, hem Ahbap hem de Alihan Kuriş masalında hesabı samimi duygularıyla cüzdanını açan vatandaşın ödemiş olması…

Türkiye’de kitleleri harekete geçirmenin ve devasa paralar toplamanın iki kestirme yolu var: Biri felaket anında kabaran toplumsal dayanışma duygusu, diğeri ise dini vecibelerin getirdiği manevi sorumluluk. Biri bir kesimin “sosyal yardımlaşma” refleksine oynuyor, diğeri ise bir başka kitlenin “Allah rızası” hassasiyetine…

Aynı kesişimde iki farklı aktör

Son dönemde Haluk Levent ve Ahbap etrafında dönen tartışmalar ile Alihan Kuriş yönetimindeki Süleymancılar cemaatini konuştuğumuz iddialar ve operasyonlar tam da bu iki damarın kesişim noktasında duruyor. Biri depremzede için toplanan milyarları yönetti, diğeri onlarca yıldır kurban, zekât ve burs paralarını…

Ancak kamuoyunun kafasındaki muzır soru ortak: Bu paralar, bu kadar büyük kaynaklar nereye gidiyor?

Ahbap ve bireysel yozlaşma şüphesi

Ahbap tarafında gündeme gelen iddialar, daha çok bireysel denetimsizlik, şeffaflık eksikliği ve hatta paranın bir kısmının kişisel zaaflara kurban gittiği yönündeydi.

Haluk Levent’le ilgili olarak, soruşturma devam etse ve iddianame henüz tamamlanmamış olsa da hepimizin aklında az-çok bir fikir oluşmuş durumda: Deprem paraları kumar ve bahis masalarında ‘yenmiş’…

Kuriş dosyasında para nereye gitti

Kuriş dosyasında ise böyle bir yön yok.

İddialar kurban için yurt dışında 120, yurt içinde yaklaşık 500 dolar toplandığı ancak on binlerce kurbanın hiç kesilmediği gibi vahim tespitleri de kapsıyor. Ayrıca MASAK raporuna dayanarak çok büyük bir para trafiğinden de söz ediliyor.

Ama bu para nerede sorusunun henüz bir cevabı yok. Çünkü ortada bitmiş bir para değil, el değiştirmiş bir para var gibi görünüyor. Geçen hafta 33 şirkete kayyum atandı. Bu arada bu şirketlerin bir kısmı gerçekten çalışan, tanınmış işletmeler: Meyve suyu üreticisi, tesettür giyim markası, ayakkabı zinciri, hastane…

Yani paranın izi kaybolmuyor. Bina oluyor, arsa oluyor, şirket oluyor, hisse senedi oluyor. Yani güç oluyor, nüfuz oluyor vs…

Tüzel kişilik yok, mülk var

Sebep basit. İster gerçek olsun ister tüzel, tüm kişilerin harcaması sistemde iz bırakır. Kişi harcama yaptıkça bakiyedeki para azalır ve bir noktada görünür hâle gelir.

Burada ise harcama iz değil, anlaşılan mal-mülk bırakıyor. Yani para azalmıyor, şekil değiştiriyor.

Ve o mülk yasal olarak Süleymancılar olarak bildiğimiz cemaate ait değil çünkü Türkiye’de ‘cemaatlerin’ tüzel kişiliği yok. İşte bu yüzden bu mülkler derneklerin, vakıfların ya da ‘güveni istismar etmeyeceği’ düşünülen kişilerin üzerine kaydedilir. Burada da anlaşılan tüm mal-mülk Alihan Kuriş ve onun işaret ettiği kişiler üzerine kaydedilmiş.

Bu yüzden Ahbap dosyasında “para nereye gitti” sorusu daha kolay sorulabiliyor, Kuriş dosyasında ise soruyu sormak bile teknik bilgi gerektiriyor.

Kurban parası bağış değil, sipariş…

Şimdi asıl meseleye gelelim.

Kurban parası bağış değildir. Ortada bir vekalet vardır. Parayla birlikte vekalet verirsiniz ve karşılığında bir iş yapılır: Hayvan kesilir, et ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Diğer bağışların ise hayır için kullanılacağı düşünülür. Yurtlara, Kur’an kurslarına, fakire fukaraya gideceği umuduyla para verilir…

Ahbap’taki deprem istismarında da durum farklı değildi aslında… Orada da vaat edilen, yapılacağı söylenen pek çok hayır işi vardı ortada… Konut yapımından konteyner alımına…

Yani bağışçı her iki durumda da paranın hayırlı bir işte kullanılacağını düşünerek bir iş karşılığı para bağışlamaktadır.

Bağış toplamak izne tabidir. Ama karşılığında kurban gibi bir hizmet vaat edilen para bağış sayılmaz. Dernek beyannamesinde görünmez. Şirket üzerinden alınırsa defterde sıradan bir satış olur. Para ibadet niyetiyle cepten çıksa da girdiği kayıtta hasılat olarak durur. Geride kalan soru da şu olur: İş gerçekten yapıldı mı?

Kuriş dosyası nerelere uzanır

Kuriş dosyasında şu ana kadar yurtlara, derneklere ve vakıflara işlem yapılmadı. Tedbir şirketlerde kaldı. Ama bunu “kuruma dokunulmuyor” diye okumak için henüz erken.

Ahbap’ta da sıralama aynıydı: Önce kişilerin hesapları incelendi, tutuklamalar oldu, derneğin faaliyetleri ancak üç hafta sonra durduruldu ve yönetimine kayyum atandı.

Yani Ankara’daki dosya bugün, İstanbul’daki dosyanın temmuz ortasındaki yerinde duruyor.

Kuriş dosyası nerelere uzanacak, göreceğiz. Ama özetle bir tarafta bireysel karizmanın ve o karizmaya kaldıraç görevi üstlenenlerin kurbanı olan sekülerlerin parası, diğer tarafta inancı kaldıraç yapıp sermaye biriktiren, buradan güç ve nüfuz devşiren kapalı bir yapı…

İddialar doğruysa biri toplumsal refleksi pazarlamış oluyor, diğeriyse inancı. Biri kaotik bir zaaf hikayesinin ortasında kaldı, diğeri taşlı tuğlalı bir güç imparatorluğu inşa etti. Değişmeyen tek şey ise, her iki masalda da hesabı samimi duygularıyla cüzdanını açan vatandaşın ödemiş olması…

Merve Şebnem Oruç

Yazı Hakkında ki Düşünceniz?
Çok Beğendim
0%
Beğendim
0%
Orta Karar
0%
Sevmedim
0%
Hiç İyi Değil
0%
Yazar Hakkında
Merve Şebnem ORUÇ