Vedalaşmak
Kırgınlık insana en çok geçmişi bir kalemde silmeyi fısıldar. Dün kürsüde duran adamın ne kadar kırgın olduğunu hepimiz gördük, ama yine de geçmişi silip atmadığına da şahitlik ettik.
Bazen bir konuşmayı anlayabilmek için yalnızca metne değil, cümlelerin arasındaki sessizliğe de kulak kesilmek gerekir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada fon meselesine ayırdığı bölüm tam olarak böyleydi.
Dinlediğiniz konuşmanın çıktısını alıp Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ne dediğini” derinlemesine incelemek istediğinizde, önce tecrübeli bir devlet adamının karşısındaki sorunun kesin teşhis ve mutlak çözümü için attığı adımların sade cümlelerle sıralanışını görüyorsunuz: Devlet Denetleme Kurulu görevlendirildi, tam yetkili bir kurul oluşturuldu, süreç hızla sonuçlandırılacak.
Evin içine bakan adam
Ama Cumhurbaşkanı’nın asıl konuşması “Kalbimle kavlim arasına sütre çekmeden samimi muhasebe yapmak, dertleşmek, hasbıhal etmek istiyorum” dediği yerde başlıyordu. Yani Erdoğan gibi bir liderin, çok sevdiği, üzerine titrediği evinin içine baktığı yerde…
“Kimilerinin başı döndü. Kimileri kibir tuzağına düştü,” dedi.
Saymaya devam etti: Yolunu şaşıranlar, nefsinin esiri olanlar, şeytanın aldattıkları…
Sesinin tınısından anlaşılıyordu; bu bir itham listesi değil, bir hafıza defteriydi. 25 yılın içinden geçen isimsiz yüzler… Her cümlenin arkasında birinin olduğu anlaşılıyordu.
“Bizden” dediğine veda
Recep Tayyip Erdoğan’ı rakipleri de destekçileri de çoğu zaman meydanda tanıdı. İnandığından taviz vermeyen, hasmına karşı sert, gerektiğinde hesap sormaktan asla çekinmeyen biri olarak…
Dün dinlediğimiz konuşma ise başka bir şeydi. Kendi kurduğu, büyüttüğü çatı altında, yıllarca sofrasında yer verdiği insanların bir kısmıyla yolları ayırmak zorunda kalan bir adamın sesiydi bu…
Erdoğan gibi liderler için rakibiyle kavga etmek kolaydır. Asıl kolay olmayan, “bizden” dediğin birine artık bizden olmadığını söylemektir. Böyle bir şeyi kelimelere dökmek, bunu önce kendine söylemek demektir.
Yanlış yapan bir yol arkadaşı onu oraya taşıyanın da defterine yazılır. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu biliyor ve konuşmanın ağırlığı buradan geliyor. “Ben olmasam bu hareket olmaz diyen varsa büyük bir gaflet içindedir” cümlesi, bu yüzden, yalnız salonda onu dinleyen teşkilat mensuplarına değil, istisnasız herkese dönüktü, bunu siz de hissetmişsinizdir. Tahmin edersiniz ki, bunu söylemek, o hareketin en büyük isminin kendisi olduğunu bilen biri için, bu kuralın kendisini de kapsadığını satır arasındaki sessizliğe yerleştirmek demektir.
İsimsiz kahramanlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından aklıma kazınan yer ise partisini tarif ettiği andı.
Seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatanlar…
Bir gönül daha kazanmak için kapı kapı dolaşanlar…
Yağmurda, karda, kavurucu sıcakta yollara düşenler…
Bu hareket için ailesinden, çocuğundan, işinden fedakârlık edenler…
Uzun yıllardır Ak Parti’yi takip eden bir gazeteci olarak illerde, ilçelerde tanıştığım, hiçbir şahsi beklentisi olmadan çalışan çabalayan o teşkilat mensupları geçti gözümün önünden… Bir yanda o isimsiz kahramanların emeği, diğer yanda bir hisse tablosunda dönen milyarlar…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kırgınlığının asıl kaynağı, tıpkı günlerdir Ak Parti tabanınınkinin de olduğu gibi, bu ikisi arasındaki uçuruma aslında…
Birinin inşa ettiği, diğerinin inandığı şeyle bugün konuşulan arasındaki köprü kurulamayacak mesafe…
Kuşkusuz yapılanın sadece kendisine değil, aynı zamanda onlara yapılmış bir vefasızlık olduğunu biliyor, bunu kalbinde hissediyordu Cumhurbaşkanı bu cümleleri kurarken…
Omuzdaki emanet
Duygusal bir konuşma zayıflık değildir. Hele çeyrek asrın yükünü omzunda taşıyan biri için… “Bir emanet taşıyoruz” derken Erdoğan’ın sesinde bir yorgunluk da vardı, ama o tanıdığımız inanç ve inat da. “Yorulan, yüksünen varsa buyursun kenara çekilsin” cümlesi bir restten çok bir yol ayrımını tarif ediyordu. Kendisi kenara çekilmiyor. Kalanlara ise tek bir şart koşuyor ve davanın hakkını vermelerini istiyor.
Konuşmanın devamında muhalefete dönük sert bölüm de vardı. O kısım Erdoğan’ın bildik refleksiydi.
Ama dünden akılda kalan o değil. Akılda kalan bir liderin birkaç haftadır hareketin aynasından yansıyan kareye bakıp orada gördüğünü yüksek sesle söylemesiydi. Bunu her lider yapamaz. Çoğu sorunu dışarıda arar. Çünkü içeride aramak insanın kendinden bir parçayı sorgulaması demektir.
Veda ve vefa
“Yanlış yapanla, nefsine yenik düşenle vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz.” Vedalaşmak kelimesi bilerek seçilmiş gibi…
Geçmişi inkâr etmeyen, kendi içinde hüzün taşıyan bir kelime…
Hemen ardından gelen “Bu harekete emek vermiş hiç kimseye vefasızlık etmeyiz” cümlesiyle yan yana okununca anlamı netleşiyor: Veda, ihanetin bugün görünür hale gelmesine rağmen, geçmişte verilen emeğe duyulan saygıdan doğuyor.
Kırgınlık insana en çok geçmişi bir kalemde silmeyi fısıldar. Dün kürsüde duran adamın ne kadar kırgın olduğunu hepimiz gördük, ama yine de geçmişi silip atmadığına da şahitlik ettik.
Sanırım liderliğin en zor hallerinden biri de bu: Vedalaşırken bile vefalı olabilmek…





